Monthly Archive for December, 2005

Bilgisayarıma Ne oldu?

Bu sabah, son bir haftadir beklediğim korkunç şey gerçekleşti. Bilgisayarım iflas etti.

Bir çok sebebi olabilir. Harddisk en çok süphelendiğim donanımım. Bir kaç gün harddisksiz çalıştıracağım.

Nasıl mı? Knoppix ile CD’den… Şimdi olduğu gibi…

Aslında bu hafta büyük bir heyecan ile beklediğim ULUDAĞ projesinin harddiske kurulabilen işletim sistemi PARDUS ile uğraşacaktım. Nasip değilmiş.

Not: Taner beyimizin videosunu silmek zorunda kaldık. Baştan kendisi yayınlama izni vermişti. Yalnız beraber izlerken bizler fazla mı güldük bilmem :) silmemizi istedi.

KAPIDAKİ DÜŞMAN (ENEMY AT THE GATES)

Son yıllarda savaş filmlerinden zerre kadar hoşlanmıyorum. Dünyanın yeteri kadar kan ve ölüm ile çirkin bir hale geldiğini görmem ile, bu filmi belki de hiç izlemeyecektim. Tavsiye eden çok oldu.

Konu kısaca söyle: İki keskin nişancı veya iki zeki, işini iyi yapan adamın Stalingrad’ta savaşı kazandırma mücadeli. Rus Vassili Zaitsev (Jude Law) ile Alman binbaşı Konig (Ed Haris) arasındaki mücadele.

Filmi beğendim. Tavsiye edenler haklı imiş; kıskançlık, rüşvet (çocukta olsa), korku, beceri, strateji, kadın ve aşk ile güzel bir film kurgulanmış.

KÜÇÜK SEÇİL HANIM

Cumartesi günü Küçük Seçil hanım aradı. Hem bir şeyler içmek hem de yeni iş planlarını konuşmak için Çemberlitaş’ta buluştuk.

Seçil hanım finansçı olmak için karar vermiş. İyi bir kitap falan derken aklıma geldi. Askerde iken zorla konuşturduğumuz Ertuğrul’un bir kitap tavsiyesi vardı. Ben de onu söyledim. Ve almak için Sahaflar Çarşısına kadar yürüdük.

Kitapçı uyanık çıktı. Fiyat olarak 26 YTL olduğunu ve fiş almazsak 24 YTL olabileceğini söyledi.

Elbette almadım. Mutlaka nette daha ucuzdur, dedim. Hem de fiş almamak ne demek. Kitabı alacağız ve fişte alacağız.

Kitap: Bir Borsa Spekülatörünün Anıları

Not: Askerde Ertuğrul bizimle lakırtı yapmaktansa, borsa hakkında konuşabileceği arkadaşı ile derin sohbetler yapmayı tercih ederdi.

Not: Malum “Taner 1.0″ isimli program bekliyorsunuz. Bu Excel dosyası için -ne bileyim- siz boşverin. Çok basit ve gereksiz. İnanıyorum ki, siz daha iyisini yaparsınız.

TANER BEY’IN IDDIALARı

Taner bey, yaptığı programın kendisine ait olduğunu ve hatta gerekirse Patent Enstitüsüne başvuracağını belirtti.

Akşam bize geldiğinde cd’mizi getireceğini, hatta gözümüzün cd’ye doyması için daha başka cd’lerden de getireceğini ve önemlisi akşama yaptığı programın bir örneğini bize yapacağını telefonda söyledi.

Bize düşen ise, eğer kabul ederse yaptığı programı nette GPL ile lisanslayarak dağıtmak olmalıdır.

Not:
Aklıma bir kaç isim geliyor ama en güzeli şöyle olabilir: “Taner 1.0″

TANER BEY DUYMASıN!

Dün akşam Taner, Uğur ve ben yine dolaşmak için dışarı çıktık. Taner bey bir ara galiba boş bulundu ve şöyle bir cümle kurdu:
- Kendime excel ile bir program yaptım.
“Nasıl yani, sen mi yaptın?” demeye kalmadan atlatmaya başladı:
- Yapılacak işler konusunda kendi kendine çalışan ve o gün yapılacak bir iş varsa yanında ACİL yazan bir program…

Sonra konular karıştı ve ben söylemem gereken şeyleri unuttum. Şimdi yazıyorum ama:
1. “Taner bey, o program dediğiniz şey, benim size verdiğim cd’nin içinde zaten vardı.”
2. Hala cd’mi getirmediniz.
3. Ona program denmez, hatta programcik bile denmez.
4. Kuzenler Yusuf (7 yaşında) ve Zeynep (9 yaşında) nette kendilerine web sitesi yapmışlar ve blog tutuyorlarmış. Yusuf okumayı pek çözemediğinden, şimdilik resimlerini yayınlıyormuş. Yazmayı biliyormuş ama kimse yazdıklarını okuyamazmış, hatta kendisi bile… onun için resimlerle idare ediyormuş.
5. NOKTA.

Olmuyor!

Olmuyor! Masamın üzerinde ve bilgisayarın yanında bekletiyorum. Mutlaka bu kitapları anlatmalıyım diyorum ama olmuyor, yazamıyorum.

Sizlere yazmak için söz verdiğim yazıları yazamıyorum.

Yok! Çok istiyorum. Anlatmam gereken konular var ama kalemi elime alınca -bu aralar kağıt kalem ile bol bol notlar alıyorum- yapamıyorum.

Şunu bilin yeter! Kafama ne zaman eserse söz verdiğim konularda yazacağım.

İki haftadır beklettiğim konularda yazmak bu hafta da mümkün olmadı.

Pazartesi şöyle demiştim:
[
Yazılacak şeyler çoğaldı.

  1. Liderlik Dersleri Kitaplarının yazıları
  2. Zihniyetleri Değiştirmek için bir yazı
  3. Müzik Terapi için bir yazı.
  4. Halit Ayarcı için bir yazı :) [Bu yazıyı biraz daha erteleyeceğim, galiba. En azından Fatih, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okuyuncuya kadar ...

]

Benim Günüm Uyanınca Başlıyor

Geçen yazıda sonradan farkına vardığım yanlışlığı anlatmak için bugün yazıyorum. Yazının başlığı söyle idi:”Dün Yazı Yazmadım”. Gece yarısını geçtiğine göre günümüz Perşembe olmalı idi. Çarşamba günü ise yazı göndermiştim. Ancak ben Salı gününü anlatmak için o yazıyı yazmıştım.

Eski takvimde gün, hava kararınca, akşam olunca başlarmış. Hatta yaşlılar Salı akşamı dedikleri zaman Pazartesi gününün akşamını anlatmak istiyorlardı. Benim gibi sadece modern takvimle yaşamış insanlar için bu anlamsız hatta yanlış geliyordu. Pazartesi akşamına Salı akşamı demenin manası ne idi ki.

Modern takvimde gün, gece yarısı saat 00:00 ‘da başlıyor.

Ancak ne söylesem bilmem; bence gün uyunınca başlıyor. Ve gün bitimi, gece yarısını geçmiş olmasına rağmen, bitmemiştir. Saat 03:00 olsa bile… O gün Çarşambadır.

Not: Bu yazıyının konusu çok hoşuma gittiğinden üzerinde çalışmayı hak ediyor diye düşünüyorum. Belki tekrar yazarım!

Dün Yazı Yazmadım (Salı günü için bu söz…)

Gece yarısını geçti. Dün yazı yazmamak için elimden geleni yaptım. Bol bol mazeret türettim, film izledim ve bol bol uyudum.

İlk tür mazeret türetme örnekleri:

  • Bu konuda yeterli bilgim yok
  • Biraz daha okumalıyım
  • Nette biraz daha mı arama yapsam
  • Bu konu yeteri kadar iyi değil
  • Çok kişisel
  • Boşversene…

Filmler:

  • Men of Fire (Denzel Washington)
  • 7 Seconds (Wesley Snipes)
  • Hostage-Rehine (Bruce Willis)
  • The Butterfly Effect – Kelebek Etkisi( Ashton Kutcher)
  • Hotel Rwanda (Don Cheadle)

Yazmaya değer olan diye başlayınca sadece birini seçmek zorunda kalsam neyi seçerdim sorusunu cevabı: Kelebek Etkisi

Kaos Teorisi ile ilişkilendirilmiş bir senaryo ile bu türü sevenler için etkili bir film olduğunu söyleyebilirim.

Men of Fire ile Rehine izlenmesi hoş yapımlar. Her ikisi de benim için vakit geçirmek için her zaman tercih edilebilecek olduğunu düşündüğüm başrol oyuncularını barındırıyor. Bizim :) serseri dedektifimizin (Mavi Ay) burada bir arabulucu olarak polislik yapıyor. Men of Fire’da ise Denzil Washington ölüm sanatını icra etmekle meşgul.

Diğer film 7Seconds ise vaktimi aldı. Tüm yorumum bu kadar..

Hotel Rwanda ise fırsat bulursanız mutlaka izlemelisiniz diye düşünüyorum.

İnsanlara Liderlik Etmenin Sekiz İlkesi

Rosen, liderlik etmenin sekiz ilkesi ile bize bir çerçeve sunmuş. Faydalanabileceğimizi düşündüğümden blogta yazmaya karar verdim.

1. VİZYON

  • Bütünsel Resmi Çizmek
  • Paylaşılan Bir Amaç Yaratmak
  • Sonuca Yönelik Düşünmek
  • Değişim Sürecinin Rotasını Çizmek
  • Bir Yüksek Performans Kültürünü Oluşturmak

2. GÜVEN

  • Kendinizi ve İşi Paylaşmak
  • Dikkatli Dinleme Becerileri Geliştirmek
  • Kestirilebilir Olmak
  • Bütün Kapıları Açmak

3. KATILIM

  • İnsanların Potansiyellerini Serbest Bırakmak
  • Parnerlikler Oluşturmak
  • Ekip Ortamını Beslemek
  • Çalışanların Sahipliğini Teşvik Etmek
  • Kazanıcı Bir Tutum Yaratmak

4. ÖĞRENME

  • Kişisel Yenilenmeyi Beslemek
  • Güçlü ve Zayıf Yanları Saptamak
  • Rehberlik Sürecinde Ustalaşmak
  • İnsan Ruhunu Özgür Kılmak
  • Öğrenen Bir Topluluk Yaratmak

5. ÇEŞİTLİLİK

  • Önyargıyla Doğrudan Yüzleşmek
  • Kişiliğinizi Bütün Yönleri ile Geliştirmek
  • Farklılıkları Yönetmek
  • Bir Saygı Kültürü Yaratmak

6. YARATICILIK

  • İnsanların Yeteneklerini Keşfetmek
  • Kuruluşunuzun Yaratıcılığını Ortaya Çıkarmak
  • İnsan Merkezli Teknolojiler Geliştirmek
  • İnsani Yaklaşımlarını Ödüllendirmek

7. DÜRÜSTLLÜK

  • Kurumsal Doğruluğu Özendirmek
  • Ahlakı ve Girişimciliği Pekiştirmek
  • Cesaretli Olmak
  • Dürüstlüğü Hayata Geçirmek

8. Topluluk

  • Olgunluğu Geliştirmek
  • Gururu ve Performansı Esinlendirmek
  • Kendinizden Ötesine İlgi Göstermek
  • Çevreyi Gözetmek
  • Kuruluşunuzu Dönüştürmek

Çok geniş bir çerçeve olduğunun farkındayım. Bir kitap için çok iyi bir çalışma..

Kitap Mess tarafından 1998′de basılmış.

Robert H. ROSEN
İnsan Yönetimi
Her bir başlık için gerçek yaşamdan örnekler ve anlatımlarla LİDERLİK için yeni ufuklar sunulmuş.

ve 2005′in 50. Haftası

Kırkdokuzuncu hafta İstanbul-Kırklareli arasında geçti. Tabii ki yapmayı planladığım işleri aksattı. Biraz yoruldum, çokça da dinlendim. :)

  • Filmlerden Liderlik Dersleri kitabından istediğim sonucu alamayacağım. Şöyle bir şablon sunulsa idi ne güzel olurdu: Liderlik Özellikleri. Ben de izlediğim diğer filmleri bu şablona göre işaretler koyar, blogta yayınlardım.
  • Sonra Aklıma Robert H. Rosen’in İnsan Yönetimi kitabı geldi. Burada ayrı ayrı bir sürü liderlik özelliğinden bahsediliyordu. Buradan bir liste çıkarsam diye düşünüyordum ki…
  • Anladım. Her liderin farklı nitelikleri var. Ve bazen sadece tek bir özellik, o kişiyi önümüze lider olarak koyabiliyor. Tarih bazen komedi olarak yazılıyor.

Şimdi yapılacak şey zorlaştı. Her bir filmi ayrı ayrı değerlendirmek. Bazen doğal olarak diğer filmlere göndermeler olacak ama genel bir liderlikten bahsetmek söz konusu olmayacak.

Zeka gibi bir şey liderlik, çoklu.

Howard Gardner’in güzel kitabı “Zihin Çerçeveleri” ile hayatıma giren “Çoklu Zeka Kuramı”, bir başka ilgi alanımı çeşitledi: Çoklu Lider Tipleri.

Tamam, kabul ediyorum. Bunun üzerinde çok durdular. Ne bileyim, bir umut işte: Belki “Genel Görecelik Teorisi” gibi “Genel Liderlik Teorisi”nden dem vuracaktık.

Gardner’in bir başka kitabı ise: Zihniyetleri Değiştirmek. MESS basmış.
Geçen hafta bununla uğraştım. Kitabın alt başlığı şöyle: Kendimizin ve Başkalarının Zihniyeti Değiştirmenin Sanatı ve Bilimi. Bu ayrı bir yazının konusu.

Yazılacak şeyler çoğaldı.

  1. Liderlik Dersleri Kitaplarının yazıları
  2. Zihniyetleri Değiştirmek için bir yazı
  3. Müzik Terapi için bir yazı.
  4. Halit Ayarcı için bir yazı :) [Bu yazıyı biraz daha erteleyeceğim, galiba. En azından Fatih, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okuyuncuya kadar ... ]