Monthly Archive for June, 2007

Etki Alanınızı Blogger ile Host Etmek

Önce Türkçesi ne olacak-olmalı gibi sözler ile başlamalı idim. Ancak burada söz konusu olan şirketin Google olması ve ücretsiz hizmet alacağımız sitenin Blogger olması bana “onların Türkçesi” kullanmayı daha açıklayıcı olabileceğini düşündürdü. Yoksa Etki Alanı yerine ben de nic.tr gibi Alan Adı derdim.

Hedef: Sahip olduğumuz www.alisaglam.com gibi bir Etki Alanını ücretsiz olarak Blogger ile bloğumuzu sunmak.

  1. alisaglam.com’u Blogger’a CNAME yönlendirmesini yapabilmek için kullanacağımız ücretsiz DNS hizmeti veren site zoneedit.com‘dan başkası değil.
  2. Buradan bize yeterli olacak olan 5 “zone”luk ücretsiz bir hesap açmalıyız. Mailimize gelecek olan hesap bilgileri ile zoneedit.com’a giriş yaparak Etki Alanımızı bir “zone” olarak ekleriz.
  3. Etki Alanımızı eklediğimiz zaman, hemen farkedilecek olan mesele DNS adreslerinin zoneedit.com’a yönlendirilmiş olması gerektiğidir.
  4. DNS adresleri bizim Etki Alanımızı satın aldığımız şirket-site’den yapmamız gerekiyor. Ben Etki Alanlarını son zamanlarda yerli bir şirket olan turkticaret.net‘den aldığımdan hemen DNS adresleri olan zoneedit.com’a yönlendiriyorum. [Bana yönlendirme için "nameserver"ları ns7.zoneedit.com ve ns8.zoneedit.com idi. Size farklı verebilir. Size verdiğini kaydetmelisiniz.]
  5. DNS yönlendirmesi yaptığımız zaman 12-48 saat gibi bir süre içinde değişiklikler olması gerektiği söylense de bazen anında aktif olduğuna şahit oldum.
  6. Blogger’dan da Ayarlar / Yayımlanıyor‘dan da Özel Etki Alanı seçeneği ile Etki Alanımızı kaydedebiliriz. Buraya www olacak şekilde yazıyorum.
  7. Tekrar zoneedit’ten yapılması gereken birkaç düzenleme var. Bunların aktif olabilmesi için -tekrarlarsak- DNS’lerin düzgün şekilde zoneedit’in tanımlamış olduğu nameserver’lara geçmiş olması gerekli. Ve aşağıdaki gibi kendi sitenizi ekleyiniz.
  8. Etki Alanımızı zoneedit.com’a eklerken sadece alisaglam.com olarak ekledik. “www”lar yoktu. Şimdi burada Aliases eklerken www‘ları ghs.google.com’a yönlendiriyoruz. Ben ayrıca tutmuş podcast ve harictengazel gibi iki ayri subdomain de tanımlamışım. Ve dikkat etmişseniz ayrıca da WebForwards olarak alisaglam.com‘u da www.alisaglam.com‘a WebForward yapmışım. Ve yine bütün Etki Alanına gelecek olan mailleri gmail hesabıma yönlendirmişim.
  9. Hepsi bu kadar. Çalışması lazım :)
  10. Çalışmıyorsa… Belki DNS adresleri aktif olmadı; bir süre daha beklemek lazım.
  11. Etki Alanını doğru şekilde yazdınız mı? :(

Umarım ki kafanızı çok karıştırmadım :)

Teknolojik Olarak Mümkün Olanlar

Son zamanlarda yapılmayan bazı işler için böyle söylendiğini duyuyorum: “Teknolojik olarak mümkün ama…”

Galiba iyi ki şu “ama” var ki hayatımız George Orwell’in ünlü eseri 1984′e dönmüyor. Yoksa bugün hayatımızı kısıtlayabilecek o kadar ciddi bir teknoloji birikimi var ki attığımız adımın, kaç santimlik olduğunun kayıtlarını tutabilirler.

Bu “ama”nın neleri barındırdığını düşünürsek:

  • En başta pazarlanamaz olması ile ancak devletin yapabileceği projeler
  • Finansal olarak kaynak bulma zorluğu olan projeler
  • Kâra geçme zamanın uzun olması

Aklımıza gelen veye gelmeyen hiçbir kısıtı olmayan, olabilir bir projenin kişisel olarak hayatımızı kısıtlayan bir ürün ortaya çıkarsa ne olacak?

Hatta yapanı, faaliyete geçiren adamı normal piyasanın işleyişi ile bile milyarder edecek olsa ne olurdu?

Yani “1984″ü hayatımıza sokacak ve bu adamı çok zengin edecekse, hatta bir zaman sonra da bu kişiyi diktatör edecekse…

Ne olacak?

Ben galiba kötümserim. Çünkü teknolojik olarak mümkün olan ancak bugün yukarıdaki benzer kısıtları olmayan bir projeyi, hayata geçirmek isteyen kimsenin, özgür olmanın ne olduğunu hatırlamayacağını düşünüyorum.

Tek avuntum ise bazen çok canımı sıkan piyasa…

İsmail Erdemir: BIÇAK

İsmail Erdemir: BIÇAK:
“Keskin ve sivri
Ürperten soğukluğuyla bıçak
Dokununca
Korkudan seğriyen tenine
Şişkin damarlarında
Telaşlı bir akıntı
Durgun sularda yüzen gözlerinde
Alışılmadık bir çağıldı

Tutunmaya tırnak ararken
Saçlarına dolanmış parmaklarında
Kan oturmuş gözlerini
Hatırlatır sana
Ölümcül oyunlar kurarken
Hırçınlaşan öfkeye
Masum bir yumru büyümeye başlar
Çatlar korkudan seğriyen tenin
Artık bıçak soğuk değildir
Belki bir yaraya merhem olur
Belki de kestiği bir kefendir.

İsmail Erdemir…Haziran 2006″

"Kişiye Özel Bilgisayar Sipariş Sistemi"

Kişisel olarak Arçelik markalı ürünlerden hoşlanmayan bir adamım. Ancak kim ne derse desin bu ülke insanı, bu markalı ürünlere güven duyuyor ve satın alma kararında, başka bir marka yerine bunu tercih ediyor.

Belki markanın gücü, belki de satıcı ile daha önceden yapılmış alışverişlerin hukukundan bir bilgisayar sahibi olma kararında bile öne çıkabilecek bir pozisyonu çok iyi değerlendirdiğini düşünüyorum.

Son kampanyası olan “kendi bilgisayarını kendin yap” teması ile bunu yine sağlayabilir.

Bloglarda birkaç eleştiri okudum. Benzer şeyler söyleniyor:

“Kişiye Özel Bilgisayar Sipariş Sistemi”ni kullanan biraz bilgi sahibi olan alıcı hemen aynı şeyleri dile getiriyor. Son olarak başarısız bulma sebeplerini özetleyen “Arçelik, hala tüketicilere neden IBM, Toshiba, HP vs. seçmeyip de kendilerini seçmeleri gerektiği konusunda sağlam bir iddia ortaya koyamıyor.” gibi benzer cümleleri ekliyorlar.

Ben galiba farklı düşünerek, benzer kampanyaları başarılı buluyorum.

  • Bir şekilde satıyor
  • Satın alma kararı veren kişiler zaten kafalarının karışmasını istemiyorlar. Seçim basitleştirilmiş olmalı. Onlar zaten kullanacak kişiler bile değil.
  • Güçlü bir marka olmalı. Hitap ettiği halk için marka olarak IBM, Toshiba, HP yok veya da güçlü değil.
  • Servisine güveniyorlar
  • Satan kişi de onlarla aynı dili konuşuyor ve anlaşabiliyorlar.

Türkiye böyle bir ülke…

"İstanbul’a da Bir CEO Lütfen"

“İstanbul’a da Bir CEO Lütfen” sözlerinin sahibi Serdar Turan. BusinessWeek Türkiye’nin, bu haftaki sayısında [24-30 Haziran 2007] özel dosya olarak işlenen, New York Belediye Başkanı’nın göreve geldikten sonra cesur kararlar alarak, şehri bir şirket gibi yönetmesine atıfta bulunarak İstanbul için de bu temennide bulunmuş.

Yazıyı okurken neden olmasın diye düşünmeden edemedim. İstanbul’u bir CEO’nun yönetmesi ile belki bu şehirde yaşayan insanlara dikkat eden olur. Bir seçmen olmaktansa, bir müşteri olmak sanki daha iyi bir şey.

İstanbul yine kazı alanına döndü. Yol yapımı için çalışan müteahhit firmaların sadece yapılan işe odaklanmaları sonucu, İstanbul trafiği cehenneme dönüyor. Oysa ki yapılan tüm çalışmalar sadece İstanbul’da yaşayanlar için yapılıyor. Onların yaşamını kolaylaştırmak için…

Neden yapılan işler, doğru bir koordinasyonla yaşamımıza aksatmaması sağlanmıyor? Neden bizlere her şart altında bedeller ödetiliyor?

İstanbul her geçen gün yaşanmaz hale geliyor. Sürekli bu şehrin bu kadar büyük bir nüfusu kaldırmayacağından dem vuruluyor. Ancak nüfus sürekli artıyor. Bu da metropol olmanın doğal bir sonunu değil mi? Mesele sadece bunu doğru şekilde öngörmek ve şehri buna göre şekillendirmek iyi bir fikir değil mi?

Hem gelecek günlerde İstanbul’un yüz milyon olacağına göre trafiğini, suyunu ve yaşamını şimdiden düşünmemiz gerekmez mi? Yapılacak işleri buna göre yapmak doğru olmaz mı?

Hem İstanbul’un yüz milyonluk bir şehir olması kötü bir şey değil ki…

Zekaya Nazar Değmezmiş

Zekaya nazar değmezmiş derler. Sebebi de çok ironik: Kişinin kendinde deha potansiyeli bulunduğuna inanmasındanmış.

Benim de kendime göre ayrıcalıklarımın bulunduğuna inansam bile -megaloman mıyım ne :) – dehaya, üstün işler başaranlara ve en önemlisi sıkı çalışanlara şapka çıkartırım.

Hele ki bu zeka bir de benim arkadaşım ise…

Hatıralar

Askerlik zamanı kahvaltıdan sonra, içtimadan önce çay içmek için kısa bir süre vaktimiz vardı. Kantin denilemeyecek sadece çay olan yerde bir televizyon bulunuyordu. Ve bu televizyonda nedense sürekli müzik kanalları izleniyordu.

İşte o günlerde hafızamda yer etmiş olan ve galiba hiç silinmeyek üç video:

  1. Hande Yener, Hoşgeldiniz: Hande Yener’in yaptığı müzik zevkle dinlediklerimin arasında değil. Ancak bu şarkı veya da klip bunun tamamen dışında kalıyor. Bir numara…
  2. Göksel, Bi Seni Konuşurum.
  3. Sibel Tüzün, Kıymetlim.

Geçenlerde askerlik arkadaşımın kişisel web sitesinde, askerlik resimlerini görünce birden bunları hatırladım…

Mevlana Belgeseli

2007 Mevlana Yılı ve Bir İtiraf


UNESCO tarafından 2007 “Mevlâna Yılı” olarak ilan edildi. Bu sene doğal olarak da normalin üzerinde Mevlana ile ilgili gösteri, söyleşi, kitap ve programlar olacaktır.

Galiba İstanbul Büyük Şehir Belediyesi de bu sene gerçekleştireceği etkinliklere bir başlangıç olarak bu gece Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda “Rûmî Senfonik Gösteri”‘yi BKM’nin prodüksiyonuyla sunuyor.

Yılmaz Erdoğan’ın anlatımıyla gerçekleşecek “Rûmî Senfonik Gösteri”nin projesini Orhan Şallıel, koreografisi ve danslarını ise Ziya Azazi hazırladı. Gösteride; senfoni orkestrası, tasavvuf sazları, polifonik koro, tasavvuf korosu, virtüözler ve dansçıların yanı sıra, hafızlar ve neyzenler de yer alıyor.

Bir süredir Mevlana konusunda mutlaka bir şeyler hazırlamalıyım desem de sadece Mine‘nin bloğunda Mevlana için hazırladıklarına yorum yazmakla yetindim.

Oysa ki 2007′yi Mevlana’yı tanımak için bir fırsat bilerek bol bol okumalı, izlemeli ve yazmalıyım. Ve bir süre önce satın aldığım Akçağ tarafından basılmış [benim ki ciltsiz olandan] Mesnevi Şerhi‘ni takip etmekte zorlanmış ve yarım bırakmıştım. Şu an neden böyle olduğunu düşündükçe de galiba Mevlana’yı anlamak için göstermem gereken çabayı yeterince ortaya koymamış olmamdı. Eğlence için okumaya başlamış sonra da çetin sorular karşıma çıkınca da bir kenara kaldırmıştım.

Benim için acı bir itiraf :( Böyle olmamalı… Mutlaka okumalıyım.

Mevlana için bir başlangıç: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mevlana

Not: Yukarıdaki imaj Mine Yaman‘dandı. Teşekkürlerimi sunarım.

Yeniden Tanpınar Okumak

Dün gece nasıl oldu ise yeniden tüm Tanpınar kitaplarını okumaya karar verdim. Elbette araya başka kitaplar da girecektir ancak günde elli sayfa Tanpınar’a ayırabileceğimi düşünüyorum.

Sırası ise şöyle olacak:

  1. Hikayeler
  2. Saatleri Ayarlama Enstitüsü
  3. Beş Şehir
  4. Huzur
  5. Yaşadığım Gibi
  6. Mahur Beste
  7. Yahya Kemal
  8. Sahnenin Dışındakiler
  9. Edebiyat Üzerine Makaleler
  10. Tanpınar’ın Mektupları

Daha satın almadığım birkaç kitabı daha var:

  1. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi: Çok ilginç olarak satın almak bir türlü kısmet olmadı.
  2. Edebiyat Dersleri: Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın hazırlamış
  3. Mücevherlerin Sırrı Derlenmemiş Yazılar, Anket ve Röportajlar
  4. Aydaki Kadın: Bunu bulmak biraz zor olabilir.

Umarım ki daha başka notları, günlükleri veya da herhangi bir şekilde hazırladığı yazıları kitaplaşır ve eksiksiz bir Tanpınar Külliyatı tamamlanmış olur.

Elbette şiirlerini unutmuş değilim. Şiirlerini okumak için sıraya koymaya gerek yok ki :)

Ve son olarak Hikayeler kitabı, Yaz Yağmuru’ndan kısa bir alıntı:

O, çayı hazırladığı zaman genç kadın da temizlenmiş, saçlarını kurutmuş, sırtında Hacce’nin biricik Avrupa seyahatlerinden getirdiği çay elbisesi, içeriye girmişti. Sabri onun dolapta eski alelade şeyler bulup giyeceğini sandığı için böyle süslenmesine gülmekten kendini alamadı. Genç kadın da bunu düşünmüş olacak ki:

“- Dayanamadım! dedi. Çok güzel elbise, dayanamadım. Eski huyumdur. İyi bir şey buldum mu muhakka sırtıma geçiririm. Daha güzel bir şey vardı ama…”

Sabri onun, karısının açık mor zemin üzerine kahverengi sırma filigramlı elbisesi içinde eski Venedik dilberlerine benzeyeceğini düşündü. Sonra tekrar kadının yüzüne baktı: “Bütün tesir çehrenin sadeliğinden geliyor ” diye düşündü.

“- Hakikaten o da size çok yakışırdı.”

Benim de canım çay çekti :)

Bu yaz galiba “Tanpınar Yazı” olacak :) Bence harika olacak…