Monthly Archive for July, 2007

Donusum

Bazen soylemesi gereken seyleri soylemeyiz. Soz gereklidir ama soyleme
ihtiyaci gormeyiz, zor oldugundan degildir bu, sadece susmayi tercih
ederiz.

Mesele haksizlik karsisinda dilsiz olmak da degildir. Yillar oncesine
gore farkli olani gormek veya degismek hatta bir donusumdur.

Bu Gece Esen Rüzgar

Bu akşam, yazı yazmam lazım diye, içim içimi yiyor. Cümleler kurup, sonra da siliyorum. Olmuyor!

İşin kolayı kaçarak yazacaklarımı liste şeklinde özetleyeceğim:

  • Bu akşam misafirlerim vardı. Planlı bir toplanış değildi. Önce Aykut aradı ve peşi sıra da Taner Bey uğradı. Aydın da İstanbul’a taşınma telaşında olduğundan bende idi. Güzel bir akşam oldu. Yemek ise hazır mantı idi.Taner Bey’in payına da göz dikmiştim ama… Nasip değilmiş :)
  • Hazır mantı son günlerde diğer fazlaca tükettiğim ve yine misafirlerimi doyurmak için tercih ettiğim besleyici, hazırlaması kolay ve işin özünde yüce bir gıdadır :)
  • Galiba bunları burada değil de aklaesen‘de yazsam daha iyi olacak ama pazartesiye kadar burayı kafama göre kullanmaya devam edeceğim. Pazartesi yeniden yazmaya başlayacağım. Buradaki içeriği de bir başka bloğa taşıyacağım. Eğer başarabilirsem, viki tarzında arşivi tamamlayana kadar da orada kalacak… Neden diye sormayın; lütfen :(
  • Bu akşam esti… Pencereden şimdi esen tatlı rüzgar gibi.
  • Sami Türkiye’de. Onunla telefonları değiştik. Önce değişim pek hoşuma gitmedi ama sonunda büyük bir Palm hayranı oldum. Bana düşen -Treo 600- eski model olmasına rağmen, Nokia N72′den kurtulmakla da memnunum. Treo’ya DivX Player bile yükledim.
  • Yakında yeni bir Palm’a para yatırabilirim.
  • Birkaç saat sonra, hafta sonuna kadar Ayvalık’a kaçıyoruz. Belki hafta sonu Ersan ve eşi de orada olacak.
  • Ayvalık’tan yazı yazmadan da olmaz, di mi? :)

Yanıma Alacağım Kitaplar

İki güzel kitapla Ayvalık’a gideceğim:

  • Pazarlama Estetiği. Marka, Kimlik ve İmajın Stratejik Yönetimi;
    Alex Simonson, Bernd Schmitt
  • Türk Romanında Aydın Problemi (1908-1950); Yunus Balcı

Son günlerde yine fazlaca pazarlama kitapları okumaya başladım. Pazarlama Estetiği’ni de daha önce başlamış ama bitirmemiştim.

Seçimlerin sonuçlanması ile aklım yine eski konuya takıldı. Bir süredir bekleyen Türk Romanında Aydın Problemi‘ni okuma zamanı geldi…

Yanıma fazlaca kitap almayarak bu iki kitabı bitireceğim.

Not: Bir kitap arıyorum: Aydınlar, Sendika Hareketi ve Endüstriyel İlişkiler Sistemi. Toker Dereli.
Nereden kalmış ise bu kitap Türkiye’de aydın problemi üzerinde mutlaka okunması gerekenler listesinde diye biliyorum. Bulunca daha yazarım.

Tereyagli Balli Ekmek

Sicak gunler yasiyoruz. Ortalik yaniyor ama yine de yemek yemeliyiz.

Bu havada birsey yenmez diye soylenenler olsa da basta kendileri olmak
uzere midelerinin cagrisini sessizce karsilayani gormedim.

Mesele doymak filan degil, elbette . Karin doyurmak ve gunluk
ihtiyacimiz kadar enejiyi damarlarimizda dolanmasini saglamak.

AMA…

Ben bu enerji meselesini, galiba yanlis anliyorum. Cunku son gunlerde
nerede ise uc ogun olmak uzere kizarmis ekmek uzerine tereyag surerek,
bal akitiyorum. Sonra da sabahin korunde kalkip, sahilde kosmaya
gidiyorum.

Yaptigim cok iyi bir seymis gibi, bizim cocuklara da kotu ornek
oluyorum. Bir ugramaya gelmis olsa bile cayin yaninda harika bir
seyler yemek ikram ediyorum :)

http://www.alisaglam.com

"Öymen’den tartışılan sözler"


Öymen’den tartışılan sözler: ““Eğer siz sıkıntı çekmenize, açlık çekmenize, her gün hükümeti eleştirmenize rağmen, gidip iktidar partisine oy veriyorsanız, bu işte mantıkla açıklanmayacak bir şey var demektir””

Bugün de yazı yazmayacaktım. Son günlerde, dostlarla gereğinden fazla politika konuştuğumdan yazılarıma yansımasını istemiyordum.

Seksen sonrası kuşaktan geldiğimden, politikadan uzak durmakla övünürüm. Hatta geçersiz oy atmakla bile övünürüm. Yakın dostlarıma ve aileme göre belki doğru bir şey yapmıyorum ancak bir kere geçerli oy kullanmış ve pişman olmuştum. Nedeni de seçim öncesinde verdikleri sözleri unutan politikacıların pişkinlikleri idi.

Böyle kötü düşünmeme rağmen yine de seçim yapılmalı idi. Birileri mutlaka seçilmeli idi. Adına demokrasi diyorduk ve en azından olması gereken bu idi.

Ancak yukarıdaki sözlerin sahibi Onur Öymen bana bunları yazdırttı.

Bu sözler, bugün halkın doğru karar verdiğinin delilidir. Ne acı…

Halka düşman olmak; Nasıl bir düşünce yapısıdır?

Halkın istediği ise basit şeyler: çok yorulsa bile bir iş; ailesi hasta olunca bakacak bir doktor; akşam eve gelince, televizyon karşısında, belki eski filmler ile ağlamak; gece huzurlu uyumak… Düşmanlık değil, aptal yerine konulmak hiç değil.

Öğle Yemeğinde Huzur’dan Bir Paragraf

Öğlen Aykut’un misafiri olarak birlikte yedik. Söz nasıl oldu ise birden Huzur’dan bir paragrafa geldi. Ne söylediğini anlatınca çok anlamlı bulmasından burada da paylaşmak istedim.

İnsanlık fena bir ihtimali bir kere kendisine ufuk bilmesin; bir kere uçurumu görmesin. Bir daha ondan geri dönemez. Onu giyinir. Kıymetli bir şeyiniz, iyi bir yazma, güzel bir gramofon, bir Acem halınız var mı, sakın satmayı bir imkan gibi düşünmeyin, seviyorsanız sevdiğiniz kadına darılmayı bir kere olsun aklınıza getirmeyin. Sonra bu işlerden ne kadar çekinirseniz çekinin, mıknatıslanmış gibi, arkanızdan itiyorlarmış gibi onu yaparsınız, insan hayatında sakınmak yoktur. Hele kütle halinde, asla. Bir kere uçurum göründü mü, ölüm simsiyah dili ile konuştu mu? [Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar]

Nedense kötüyü düşünmek olayların akışını bir şekilde kötü sonuçlandırıyor. Çarklar kötü için dönüyor. Gerçekçi olmak diyorlar kötü ihtimali değerlendirmeyi ancak aynı kişi iyi ihtimalleri görmezlikten geliyor, farkına varmadan.

Şikayetçilerden Şikayet

Geçenlerde “Şikayetim Var” diye yazımı, kısa bir zaman aralığında, ayaküstü, hem de cep telefonu ile yazmış üzerinde pek düşünmeden de hemen göndermiştim.

Bir sohbet sırasında karşımda olan kişinin yersiz olarak yaptığı şikayetlerden bunalmış ve kendimce bir intikam almıştım. İsim vermemiştim ancak yine de o ve onun gibi kişileri kendimce cezalandırmıştım.

Yüzene karşı sözlerimi dinlemeyen, bildiğini durmaksızın tekrarlayan bir adama ne yapabilirdim ki?

Sonra yorum bırakan flynxs‘in sahibi Lyn haklı olarak bazı noktaların açıklığa kavuşması sağladı.

Evet! Kabul etmem lazım ki o yazının kendisi de bir şikayet idi. Ancak şikayetçilerden şikayetçi olarak.

Bu bir problem mi, değil mi? Bilmiyorum :(

İsmail Erdemir: SAHİBİNDEN GECE

İsmail Erdemir: SAHİBİNDEN GECE:
“Gece uyanır
söz düşer aşka
bir söze bakar, bir aşka
sonra tekrar dalar
eflatun uykusuna.”

Kırklareli

Bu akşam dostum Aykut’un beni almaya gelmesi ile, Aydın’a da yanımıza alarak İstanbul’a döndük. Beni yakından tanıyanlar bilirler ki İstanbul’dan uzak durmayı sevmeyenlerdenim. Bu sefer oldukça uzun bir süre -yaklaşık iki hafta- İstanbul’dan ayrı kaldım. Aslında gittiğim yer ailemin yanı idi ve bir zamanlar Kırklareli’nde yaşamayı bile düşünmüş bir adamım, ancak hatadan tez zamanda dönerek yine buralarda karar kılmıştım :)

Bu İstanbul’da bir şeyler var ki beni bırakmıyor :)

Kırklareli’nden bol malzeme ile de döndüğümü söylemeliyim. Yakın bir zamanda yazar mıyım bilmem ancak politikadan, arılar alemine kadar farklı ve ilginç hikayelerim var. Bazılarını parti adı vermeden seçimlerden sonra yazacağım ancak kim nasıl düşünürse düşünsün ben yine de geçersiz oy kullanmakta kararlıyım. Kaç seçim daha bunu yaparım bilmiyorum ama bazen şaka ile karışık, politikaya girince oy kullanacağımı söylediğim bile oldu :) Arılar alemi ise bambaşka bir konu…

Eve dönmek, benim için ayrıca internet de demek. Kırklareli’nde apartmanda kablosuz ağları gördükçe canım gitse de, ben GPRS ve TTNET’in eski çevirmeli ağ bağlantısı ile idare ettim. İdare ettim demek tam olarak doğru değil aslında. TTNET’in abonelik gerektirmeyen eski 146′sı, yeni 2003146′sı süründürdü.

Meğerse eskiden nasıl da yavaş bir bağlantımız varmış. Sami Fransa’dan bizim hala bir megabit ile bağlanmamızı tuhaf karşılasa da, ben ADSL’den çok çok memnunum. Elbette Sami gibi altı, on veya da yirmi dört megabitlerden bahsedemiyorum ama yine de çevirmeli ağ ile 56 kilobit ile bağlanınca bir megabit’e sükrediyorum :(

GPRS konusu da ayrı bir durum aslında. Hız iyi ve gün içinde rahat bir biçimde maillerimi okudum ve yanıtladım. Hatta birçok bloğu bugün ne yazmışlar diyerek bakmadan da duramadım :) Ancak yine de bedeli ağır olmaması için imajları görüntülemedim :(

Bu geçen iki haftanın özüne gelirsek, güzeldi. İstanbul’dan uzakta geçmesine rağmen…

Not: Aykut’a buradan teşekkürü bir borç bilirim. Umarım ki bizim oraları beğenmiştir :)

Not: Elbette ayrı bir teşekkür Taner, Aykut, Sayit ve Özcan’a… Kardeşimin mutlu gününde beni yalnız bırakmadılar.

Not: Bugün mübarek üç aylar başlıyor.

Olanaklar

Hayatta bazılarımız bir miktar şanslı doğmuş olabiliyoruz veya da bir şekilde, bir gün beklemediğimiz büyük bir değişimle olanaklarımız genişliyor. Ancak hepimiz için en temel olan zaman hiç değişmiyor. Gün, yirmi dört saat ve hep böyle kalacak.

Sıradan herhangi bir günü nasıl geçirdiğimiz çok önemli bir soru olmalı…

Ve son günlerde kafamı taktığım, bir günde ne kadar vaktimi yazı yazmak için ayırmalıyım? Veya da şöyle sorayım: Her gün belli bir vakit yazı yazmak için masanın başına geçmeli mıyım?