Zirve bitti.
Zihnimde oluşturmuş olduğum çok büyük beklentilerle katılmam pek iyi olmadı. Oysa bu ülkede bir ilk yapılıyor olması bile önemli idi. Ancak cuma akşamı kişisel değerlendirmem pek iyi geçmediği yönünde idi.
Sonra cumartesi ve pazar üzerinde biraz daha düşününce iyi ve önemli bir etkinlik olduğuna karar verdim. Eksiklikler elbette oldu ve her zaman benzer çalışmalarda olacaktır. Yine de değerlendirmesini bilen için artıları olmuştur.
Genel olarak söylenecek birkaç not:
- Zirve daha çok normatif bir bakışa sahipti. Fütürizm mesele olunca normatif bakıştan hiç hoşlanmıyorum.
- Jacque Fresco‘nun fikirleri bana pek cazip gelmiyor. Kesinlikle eğlenceli şeyler ancak devasa planlamalar pek bana uygun değil. Kurguladığı dünyanın filmi olsa keyifle izlerim. O zaman hem daha iyi değerlendirmiş oluruz.
- Son krizde bile -birçok kişi Marks geri geliyor demesine rağmen- piyasaya güveniyorum. Planlı-kollektivist ekonomi kuramları insanlık için uygun olmadığına ve -şimdilik- piyasa ekonomisinden daha iyisini bulamadığını düşünüyorum.
- Alphan Manas‘dan şöyle bir on yıllık gelecek değerlendirmesi beklerdim. On olmasa da, beşe de razı olurdum
Ancak bilmiyorum ama sanki üzerinde krizin etkileri vardı. Pek coşkulu bir sunum olmadı. Oysa sadece onu bile dinlemeye gidebilirdim.
- Dr. Serdar Savaş’ın konuşması son zamanlarda pek ilgilenmediğim DNA konusunda ilgimi arttırdı.
- Akın Öngör’ün sunumu da önemli idi ve etkilendim.
- Cem Tarık Yüksel zirve moderatörü idi ancak çok kısa bir sürede günümüzü harika bir şekilde anlattı. Detaylı olarak sunum yapılmış olsa daha iyi olurdu.
- Dr. Verne Wheelwright’ın sunumu iyi idi. Hatta kişisel gelişim kitabı okumuş kadar oldum.
- Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan benim hocamdı. Pek derslere gitmediğime sonradan kendime çok kızmıştım, o gün daha da kızdım ve hala kızıyorum. Hocanın bakışına katılmıyorum- o ayrı bir konu.
- Enver Yücel’e eğitim tasarımcısı ünvanını pek yakıştıramadım. Yani eğitim tasarımcısı yeni bir şeyler sunmalı, değil mi? Bilmiyorum!
- Yelda Karataş keyifli bir sunum yaptı ama…
- Ufuk Tarhan’ın ünvanı ise “Zirve Tasarımcısı” idi.
Zirve bitti ve iş bitti mi? Kesinlikle böyle olmamalı. Mutlaka etkileri olmalı:
- tartışılmalı,
- kitaplaşmalı
- ve hatta video kayıtları yayımlanmalı.
Zirve öncesinde ve sonrasında medyada çıkan haberlerle bugün için büyük bir ilginin olduğu görülüyor. Hatta Tüm Fütüristler Derneği‘nin web sitesi ilgiden dolayı bant genişliği problemi yaşıyor. Oysa tam da üye kabul etme zamanı idi.
Karikatür yarışmasında benim favorim ise Zeynep Pınar Uçar’ın eseri idi. Ancak mansiyon ödülü kazandı.
Seneye bakalım nasıl gerçekleşecek. Merakla bekliyorum.
Dün akşamüstü Sirkeci’de idim. İşim bittikten sonra tramvaya binmek için durağa geldim. Elimde de yol boyunca okumayı düşündüğüm, Anlayış Dergisi‘nde çıkmış olan söyleşilerin bir araya getirilmesi ile hazırlanmış Türkiye Söyleşileri:1 Avrupa kitabı vardı. Duraktan deniz tarafına doğru bakıyorum ki elimdeki kitabı işaret ederek bana seslenen biri ile karşılaştım. Bana hangi kitabı okuduğumu sordu. Galiba bana kitap muhabbeti yapılabileceğim bir yol arkadaşı çıktı dedim.
Takım elbiseli, yetmişli yaşlarında, çantasından başka elinde de bir kitap tutuyordu. Kitabı Robin S. Sharma‘nın Liderlik Bilgeliği gibi -GOA Basın Yayın‘ın o turuncu şeridini- gördüm sandım.
Konuşmaya başladık ve elinde tuttuğu kitabı uzattı. Adı “Sırları Yakalayabilmenin Sırları” idi ve kitabın kapağından anladığım kadarı ile benimle konuşan kişi de kitabın yazarı Mehmet Nevzat Kürüm idi. Nevzat Bey ile işte böyle tanıştık.
Tramvaya bindik ve yol boyunca Nevzat Bey benimle birlikte etrafımızda olan birkaç kişiye kitabını anlattı. İnmeden önce de imzalayarak sattı. Daha okumak nasip olmadı fakat yazmak istedim.
Not: Anlayış Dergisi son zamanlarda fazlaca ilgimi çekiyor.
Not: Sirkeci tramvay durağından deniz tarafına doğru bakmayı çok seviyorum. İstanbul’un ayrı bir güzelliği olduğunu düşünüyorum.
Not: Robin S. Sharma‘nın Liderlik Bilgeliği kitabını okumadım ama nedense kitapçılarda fazlaca gördüğümden bende iz bırakmış. Belki de okumam lazım.
Not: Aslında yazarlara kitaplarını imzalatmak hoşuma gitmiyor. Hatta fuarda Elif Şafak kitap imzalıyordu da bir an aklımdan Siyah Süt‘ü imzalatmak geçti ama ona bile imzalatmadım ya gerisini siz düşünün. Hem para vermek hem de imzalatmak saçma geliyor. Hediye olsa neyse…
Ancak Nevzat Bey imzalamak istediğinde memnuniyetle evet dedim.
Not: Nevzat Bey ve kitabı hakkında bir sayfa…
Entropya sevdiğim kelimelerden biri olan entropiye, eklediğim bir -ya eki ve arada kalan i’yi de düşürerek ortaya çıktı. Entropinin yaşandığı yer veya entropi şehri manasında aklıma esmişti.
Entropya.org’u alisaglam.com’dan başka, ayrı bir kişisel blog olarak tutmayı düşünüyordum. Oysa son zamanlarda alisaglam.com’u bile ihmal ediyordum.
Sonra birden alisaglam.com’da blog tutmayayım da entropya.org’da blog tutayım dedim
Yani sadece alan adı değişikliği ile yazılarıma bir isim vermiş olacağım.
Neler değişecek bunu zaman gösterir. Yeniden haftada en az iki defa yazar mıyım? Bilmiyorum… Belki tek bir yazı ile kalır bu serüven. Ancak niyetim yazmak ve paylaşmak.
Bunun size pek faydası olmayabilir ancak beni çok mutlu ediyor.
Merhaba, Entropya’dan merhaba!
Not: Aslında kafamda şöyle bir şey de var. Entropya benim yaşadığım yer. O zaman şöyle oluyor: Kitap, kalem, defter, sinema, gezme, tozma yani hayal meyal bir dünyada tabii ki çay, kahve ve biz. Ayrıca Entropya’yı uydurduktan sonra evdeki Wi-Fi ağına bile bu ismi verdim.
Yorumlar