Monthly Archive for January, 2009

NTV Tarih: "Bugüne anlamak için"

Ben bir aralar, blogta şöyle şeyler söylemiştim: “Artık dergi almayı bıraktım. Her türlü bilgiyi internetten okuyacağım.”

Doğrusu şöyle oldu: Önce bir rahatlama hissettim. Ne de olsa okunacak hazır bir şeyler yoktu. Sonra yavaş yavaş huzursuzluklar başladı. Ne yazıyorlar; ne söylüyorlar; yeni ne var. Ve çok uzun sürmeden, yine eskisi gibi dergi almaya başladım. Bu galiba bir takıntı. Hem aldıklarımın hepsini okuyamıyorum.

Her ayın son günlerinde başlayan ve ilk haftasına kadar devam eden ayrıca haftalık takip ettiğim dergiler için de her pazar ve pazartesi beni dergi peşinde görebilirsiniz :)

Neden dergi almaya devam ettiğimi ise belki bir başka yazıda, bir başkasından alıntı yaparak yazarım ancak asıl konu: NTV Tarih.

Doğuş Grubu, krize rağmen -galiba İlber Ortaylı ile Tarih Dersleri’ne ilgiden- NTV Tarih adı ile Şubat 2009′da yayın hayatına başlayan bir dergi ile Türk yayıncılığında yeni bir tarih sayfası açmış oldu.

Sürekli takip ettiğim bir tarih dergisi olmamasına rağmen zaman zaman kapak konularına göre alıyorum. Ancak yeni bir dergi olarak NTV Tarih’i görünce hemen satın almaktan başka yapabileceğim pek bir şey yoktu. Hem ilk sayıları biriktirmeyi de seviyorum zaten :)

Dergi ve içerik konusunda ise ilk sayılar için söyleyecek bir şeyim yok. Asıl beşinci, onuncu sayıdan sonra ne yazıyorlar, nasıl sunuyorlar onu görünce yine buraya konuk ederiz.

“Biz Bu Toprakları Seviyoruz”


Yan tarafta gördüğünüz kutunu hikayesi şahsi olarak aslında trajikomik bir yazı konusu ama ben sadece değerli olan kısmını anlatacağım. Kalanı ise en azından üç-beş ay sonra yazabilirim. Önemli nedenleri var ve hem meraklandırmak iyi bir şey :)

Bu hoş kutu Arzu‘dan geldi. Hediyesi içinde olan kutuyu hazırlatan ise “Biz Bu Toprakları Seviyoruz” diyen Gübretaş.

Hediye ise Aşık Veysel‘in Kalan Müzik‘ten Toprağa Çalan Türküler’i :

“Emeğin, alınterinin, kalenderliğin sembolü mendile sarıldı albüm. Ahşap bir kutu içine konuldu ve gönderildi bu toprağı ve bu toprağın seslerini sevenlere.”

Gübretaş şöyle diyor:

Türk tarım sektörünün gelişmesi için 56 yıldır çalışan Gübretaş yeni yılda “Biz Bu Toprakları Seviyoruz” üst başlığı ile kültürel bir projeyi hayata geçirecek. Proje kapsamında ilk olarak Aşık Veysel Şatıroğlu’nun daha önce hiç yayınlanmamış türkülerinin de yer aldığı “Aşık Veysel’in Dilinden TOPRAĞA ÇALAN TÜRKÜLER” adıyla bir albüm hazırlandı. 15 parçadan oluşan albümde, `Uzun İnce Bir Yoldayım`, `Kara Toprak`, `Dostlar Beni Hatırlasın` gibi dillerden düşmeyen türküler de yer alıyor.

Ben derim ki:

  • Bravo, Gübretaş
  • Teşekkür ederim, Arzu
  • Seni unutmayız, Aşık Veysel

Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın

Not: İsmail Erdemir şimdi daha da merak etmiştir bu albümü. Ne de olsa son günlerde elinden saz düşmüyor :)

Yazmamak için Mazeretim Yok

Yazmıyorum! Yazmaya söz verdiğim bir çok konunun yanında yazmak istediğim sözlerden daha çok şey varken yazmıyorum. Aslında kısır bir dönem değil. Aklımda kırk tilkinin kuyruğu ile hesaplaşmışken ve bunlara yazmak için sabırsızlanıyorken ben yazmıyorum.

Dün annemin katarak ameliyatı için hastanede beklerken birden yahu bunu da yazmalıyım dediğim işler yaptım. Ancak ofisten çıkarken yanıma ne kalem ne de şarjı bitmek üzere olan BlackBerry’imi aldım. Yolda “bende bir tuhaflık var, hayırdır inşallah” diyordum ki “şunları not edeyim, güzel yazı olur” diye söylenirken aklım başıma geldi.

Galiba yazmamak için mazeret üretiyorum. Her an yanımda olan yazma gereçlerim yokken yazmak istiyormuş gibi yapıyor ancak daha sonra yazmıyorum.

Bugün sabahtan beri düşünüyorum ama hala bulamadım niye yazmamak için mazeret ürettiğimi…

Not: Annemin ameliyatı kolay geçti. Zaten on beş dakikalık bir cerrahlık iş. Diğer gözü de cuma güne yapacaklar.

Not:
Yazmamak için sebebim yok, diyorum.

Not: Hastanede yazmayı düşündüğüm mesele ise orada yemek yemiş olmamdı. Daha önce böyle bir şey yapmıştım ancak dün oluşan benzer şartlar altında normalde yemek yemezdim. Sanki otuz beş olduktan sonra değişmeye mi başladım!? :)

14 Ocak oldugunu bilmiyordum!

Bugun Fatih aradi. Sana telefonla ulasmak mumkun olmuyor, dedi ve ekledi: Dogum gunun kutlu olsun.

Ben de hemen Ismail’i aradim ve sen benim dogum gunumu ne zaman kutlayacaksin, diye sordum: Bugun, diye cevap verdi.

Fatih ve Ismail karar almislar ve dogum gunumu 14 Ocak olarak degistirmisler. Gununu karistirinca yapacak pek bir sey kalmiyor :) Ben de tamam oyle olsun, dedim.

Birkac gun benim icin mesele degil ama ben gercekten otuz bes oldum. Yani bundan sonra bugune kadar yasadigim gibi devam edersem yetmisden sonra isim biter. Oysa ki otuz besi yolun yarisi degil de ucte biri olarak dusunuyorum.

Gercek dogum gunumde ise disarida pasta yedik, kahve ictik. Hediyeler aldim ve tesekkur ettim. Telefonla arandim ve…

Isin ozu son gunler karmasik ve dusunceli geciyordu ya, simdi dogum gunumu 14 Ocak olarak degistirerek hayatimin ikinci yarisi icin -bence oyle- karmasiklik uzerinde dusunerek adlandirmaliyim. Otuz uc icin bir yila ‘cennet yasim’ demistim ama simdi ise koskocaman bir otuz bes sene var.

Yardimlar kabul edilir :)

Not: Yazacak cok konu var: En kisa zamanda bir adres hikayesi ile Arzu’nun hediyesini yazacagim. Sonra ise…

Trafik Ceza Puanları

Dostum Sami Fransa’da yaşıyor. Genelde de biz internet yerine telefonla konuşmayı tercih ediyoruz. İşte o günlerden bir gün, 50′lik yolda 54 km/sa hızla yakalandığını anlatmıştı. Ve tabii ki bundan dolayı bir ceza yediğini ve ayrıca puanının da düştüğünü… Konuşurken AB’de hayatın kurallarla devam etmesi beni imrendirmişti.

Geçenlerde de internette İçişleri Bakanlığının, trafik ceza puanlarının arttırılmasına yönelik yaptığı yönetmelik değişikliğinin yılbaşı ile yürürlüğe girdiğini gördüm. Birden umutlandım ama… Sonra kuralların, kanunların, yönetmeliklerin olması, tam olarak uygulanacağı anlamına gelmeyeceğinden -neden böyle düşünüyorum ki?- umut falan kalmadı. Birden geldi ve geçti!

Mesela trafikte cezalar tam olarak uygulansa, Trafik Araştırma Merkezi’nin sorgulamalar sayfası inanılmaz bir “trafik” alır, di mi?