Monthly Archive for March, 2010

Dijital Göçmenler, Dijital Doğanlar ve Araftakiler

Dijital göçmenler bilgi teknolojileri ürünlerinin kullanılmadığı bir zamandan gelen nesil olarak adlandırılıyor. Bunların kullandığı en büyük teknolojik ürün belki telefon veya da televizyon idi. Hatta seksen öncesi Türkiye’nin durumu düşünüldüğü zaman kaç evde televizyon ve telefon olduğunu da dikkate alırsak günümüz cihazlarından bihaber bir nesilden bahsediyoruz.

Günümüzde dijital göçmenler ufak ufak bilgisayar, cep telefonu, PDA, İnternet ve hatta banka ATM makinelerini kullanmaya başladılar. Kullanıyorlar ama “Vay anasına!” gibi ünlemli söyleyişlerle hayretlerini de gizlemiyorlar.

Dijital doğanlar ise bilgi teknolojileri ürünlerinin içinde doğdular ve doğallıkla bu ürünleri kullanan nesil olarak adlandırılıyor. Onlar için “bu iş nasıl oluyor” demek yok. Algılama problemi yaşamıyorlar. Yeni cihazları kullanmayı soluk almak, yemek yemek gibi olağan şeyler olarak algılıyorlar.

Ya ben nereye aidim?

Arafta bir ara nesil de olduğunu düşünüyor. Kendimi de oraya ait hissediyorum.

Televizyon dizileri ile -25. Yüzyıl,  Star Trek vb gibi-   ışınlanma başta olmak cep telefonuna benzer teknolojileri kanıksayarak büyüdüm-büyüdük. Günümüz teknolojilerinden daha uçuk cihazları ekranda gördük. Oyunlarımızda onları kullandık ve hatta gece uyumadan önce hayallerimizde onlarla uyuduk.

Söyleyeceğim şu: Dijital doğanlar kadar olmasa da onlara yakın, teknolojiye yatkın bir nesil daha var.

Evdeki Hesap

Dün de evdeki hesabı, çarşıya uyduramadım. Akşam vakti, bir kez daha bunun farkına varınca keyfim kaçtı. Son aylarda birçok kezdir bu başıma geliyor ve her defasında,  kendi kendime söz veriyorum ve sonra.. aynı tas, aynı hamam!

Olmuyor!

Güne erken başlamayı bırakın, nerede ise uyumadan güne başlamakla da… aynı tas, aynı hamam!

İşler aksıyor!

Günümüz olmadık şeylerin, anlık beklenen cevapları ardında koşuyor.

Çözüm ne?

Bunun için ciddi ciddi zamanımı vererek kitaplar okudum. Aklıma en yatanı Dr. Stephen R. Covey‘in 7 Alışkanlığı oldu ama çare olamadı.

Eskiden şöyle yapıyordum: Çok sıkı bir planlamadan-çalışmadan sonra birkaç gün sonra işleri gevşetmek.

Birkaç gün bile olsa çok iş yapmak iyi oluyordu. Sony Vaio‘nun dergilerde gördüğüm reklamlarında “sıkı çalış, sıkı eğlen” düsturu gibi :)

Yeniden böyle yapmalı..

“Merhaba Dünya” mı?

Entropya.org‘da “Merhaba Dünya” dedim.

Blogger ftp ile güncellemeyi kaldırınca WordPress ile devam etmeye karar verdim. Böylece yeniden başlamak için bir başka bahane daha oluştu. Eski yazıları arşive kaldırmadan da olmazdı. Yenilenmek için eskiyi bir köşeye bırakmak lazım.

Burada da sadece “Merhaba Dünya” demek isterdim ama arşivi bir kenara bırakamadım. Arşiv ve WordPress ile devam…

Yakında alisaglam.com ile entropya.org arasında nasıl bir ayrım yapacağım konusunda birkaç kelam etmeye niyetim var.

Başka bloglar da olacak. Ancak bu ikisinde yalnız ben yazacağım.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Ahmet Haşim

Geçen gün Ahmet Haşim’in mart ayı ile ilgili yazdıkları aklıma gelince evde kitaplarını ortalık yere çıkardım. Tekrar bir göz atmakta fayda var diye düşünüyordum. Bugün de Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile zihnen yine Ahmet Haşim’i anınca aklıma gelen yazısından bir bölümü paylaşmadan olmazdı.

Erkekleşme başlıklı yazısının sonunda şöyle diyor üstat:

“Binlerce asırlık erkek medeniyetini anlamak ve benimsemek için işe pek geç koyulan kadın, şimdi müthiş bir hızla çalışmaya mahkumdur. Er geç, zihin yorgunluğu, dünya yüzünü, saçı vaktinden evvel dökülmüş, cascavlak fikir kadını başları ile de dolduracaktır.”

Haşim şiirde büyük olduğu gibi, denemede de büyük. Büyük bir keyif ve hayranlıkla okuyor ve tavsiye ediyorum.