Zeki, farklı ve özgür düşünebilen insanlardan olduğuna inandığım zevatın bazı olaylar karşısında at gözlüğü takmış gibi değerlendirmeler yapmaları beni ciddi ciddi korkutuyor.
Yanlış anlaşılmasın; endişelerim onlarla ilgili değil.
Acaba ben de onlar gibi mi yapıyorum? İşime gelmedi mi başka şeyler mi söylüyorum?
Öyleyse vay halime
Hasbelkader bir canlı yayında bloglar hakkında konuştum. Yakın zamanda da canlı yayın kaydını izledim. Açıkcası keşke izlemez olaydım; konuşma özürlü olduğumu bilmiyordum
Cümlelerim yarım yamalak idi; düşüncelerim daldan dala geçiyordu. Oysa ki söyleyecek çok şeyim vardı.
Birkaç gün boyunca durumum hakkımda oldukça düşündüm. Neden böyle olduğu, canımı çok sıktı. Konuşma özürlü olmak isteyeceğim son şeydi.
Sonunda oldukça makul bir açıklama buldum
Ben konuşurken düşünüyorum. Hatta içimden kendi kendime konuşmak veya hayali konuşmalar yapmak her zaman iyi fikirler bulmamı sağlamıyor mu?
O gün hiçbir hazırlık yapmadan gittiğimden, konuşurken düşünüyor ve aklıma gelenleri sıralıyordum. Stres altında olduğum için de oldukça fazla şey aklıma geliyor ve birini tam bitirmeden diğerine, ondan da başka bir lafa atlıyordum. Bu bazen daha iyi nasıl söylerim, daha iyi nasıl ifade ederim şeklinde olduğundan aynı şeyleri tekrarlıyordum.
Benim çokça söylediğim bir laf vardır: “İnsan en büyük kendini aldatandır.” Benim durumum da böyle bir şey olabilir ama en azından rahatlamış oldum. Kaç gündür iyice seyrekleşmiş saçlarım ve kocaman olmuş yüzüm kendimden nefret ettirmeye başlamıştı.
Sağ ayağımın, sağ tarafı nasıl oldu ve ne zaman oldu bilmediğim bir şekilde ağrıyor. Dün sabah böyle bir durum yoktu. Sabah spor filan da yapmadım. Ancak akşam sinemadan çıktıktan sonra anlam veremediğim bir ağrının farkına vardım. Sinemada mı oldu? Yoksa gün içinde bir yere mi vurdum? Bilmiyorum…
Öyle çok rahatsız edeci bir sızısı yok ama beni düşündüren durum, ayağımın bu hale gelmesini farkına varamayacak kadar düşünceli bir halde olmam. Bugünlerde pek dikkatsiz oldum.
Yorumlar