Archive for the 'blog' Category

Turkcell Blog: "Mobil Hasar ile Hasar Bilgisi Cep’te!"

Turkcell de blog tutuyor, paylaşıyor. İşte dikkate değer bir servis: “Mobil Hasar ile Hasar Bilgisi Cep’te!”

MOBIL HASAR SMS servisi ile mevcut araçlarınızın veya satın alacağınız 2.el araçların hasar bilgilerini rahatlıkla sorgulayabildiğinizi biliyor muydunuz?

Ayrıca istediğiniz aracın trafik ya da kasko poliçelerinin ne durumda olduğunu, sadece bir SMS ile öğrenebiliyorsunuz.

Coksatan.com

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın her yazdığı çok satıyor. Son kitabı Tarihin İzinde’yi çok satanlar listesinde görünce, bu blog için harika bir ilk kitap olacağını düşündüm. Birçok kitabını okumuş olmama rağmen, tüm eserlerini kütüphaneme yerleştirememenin utancı ile okumaya başladım.

Yeni bir projeye, harika bir domain ve yukarıdaki ilk paragrafla başladım. Bakalım çok satan kitaplar benim ilgimi ne kadar süre ile çekecek.

İyi alan adları konusunda 1999′dan beri ilgiliyim. Güzel olduğuna inandığım ve iş çıkacak olan isimler için bir miktar para yatırmış ama sonra teker teker elimden gitmelerine seyirci kalmıştım. Son yıllarda ise bana kayıtlı olanları daha düzenli bir şekilde takip ediyor ve yeni bir şeyler almak için aklıma gelen isimlere bakıyordum. Coksatan.com ve coksatar.com’a da bu sekilde sahip oldum.

Coksatan.com için mesele yine içerik hazırlamakta idi. Önce her çok satan eşya -dvd, dergi, teknoloji ürünleri- için düşündüm ancak sonradan sadece kitaplar ile sınırlamaya karar verdim.

Bloğun içeriği ise -her çok satan kitap ilgimi çekmese bile- elimden geldiği kadarı ile ismine sadık kalacak şekilde olacak.

"Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?"

Üçüncü soruya cevap:

  • Televizyon izlemiyorum hatta -şimdilik- evimde televizyon bile yok. Bu icadın vakti çalan, hayatı işgal eden en büyük meret olduğunu düşünüyorum. Hali ile su gibi akan zamana karşı yapabileceğim basit bir karar. Bu uzun zaman önce bir tercih idi; şimdi ise bir yaşam.
  • Okuyacak daha çok şey var. Soluklanıp kafa yorulması gereken ufak ufak meseleler ve hatta insanoğlunun bir ömrünü sığmayacak kadar derin sorular.
  • Yazmak için bazı şeylerden feragat edilir ve edilmelidir. Bu insan olmak demek. Kalem-yazı bizi tüm varlıklardan ayıran bir mucizedir.

Not: Televizyon meselesinde ise galiba bir süre sonra satın almak zorunda kalacağım. Eğer o zaman evde, akşamları elimde bir kumanda ile zap zap zaplarsam yazıklar olsun bana :(

"Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?"

İkinci soru ile devam ediyorum:

Bloğum için, belli bir konu çerçevesinde düzenli bir şekilde yazı yazmak için farklı çabalara girdiğim oldu ancak bunu bir türlü başaramadım.

Böyle bir niyetin sebebi ise ilgimi çeken belli bir konuda bir birikim yapmak, yeni öğrendiklerimi paylaşmak ve benzer bloglarda neler olduğunu duyurmak idi. Bunun için farklı alan adlarında yazı yazmayı bile düşündüm ama bir türlü istikrar tutturamadım.

Evet, zaman zaman gayrimenkul sektörü ilgimi çekiyor, hatta perakendecilik veya yeni teknolojiler ve hatta global krizler, gelecek senaryoları, eskimeyen romanlar, yeni kitaplar, güzel filmler… Bunların hepsi ilgi alanımın içinde yer alıyor ve bambaşka konularda da yeni şeyler okuyacak ve öğreneceğim.

Bunları paylaşmadan olur mu?

Bir başka mesele daha var aslında. İnsan anlatmak istiyor; yaptığı bir hatayı, hatıraları hiç silinmesin istediği bir günü veya da ölüm anında söylemek istediklerini…

Bunlardan dolayı “içimden geldiği gibi” yazıyorum. Hem ayrıca hiç unutulmaması gereken şiir meselesi de var. Mesela Ahmet Haşim’den:

“Şairdir şiiri anlatan
Şairdir seni tanıyan
Şairdir duyguları yaşayan
Şairdir size bakan”

"Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?"

Blog yazmaya başlamadan önce, 2003 yılının Ağustos’unda alisaglam.com alan adını tekrar satın almış ve İnternet’te yazı yazmaya niyetlenmiştim. Aklıma esen şeyleri yazacağım ve dostlarımın katkısı ile geliştireceğim bir alan olmasını istiyordum. Başlamak işin zor kısmı idi ve bir türlü “vira bismillah” diyemiyordum.

2005 yılında, doğum günümde Blogger.com‘un yapısı ile bir site oluşturmanın çok kolay olduğunu gördüm ve blog nedir bilmeden blog yazmaya başladım. İlk zamanlarda ne yazmam gerektiğini, her aklıma esenin yazmanın nasıl olacağını bilmeden denemeler yapıyor ve resimler gönderiyordum. Bu süreç dostlar arasında şaka konusu bile oluyordu :) Bazen dostların videolarını bloğa taşıyor ve zevzeklik ediyordum.

Bu süreç devam ederken Türk blog yazarlarını da okumaya başladım. Blog kavramı kafamda iyice netleşmiş ve kendime blogger(şimdi blog yazarı) diyordum :)

Aynı günlerde renklidefter.com projem ile arkadaşlarımı bile yazı yazmaya zorladım.

Her geçen gün ile blog kavramını daha çok önemsiyorum. Bugün blog yazan insanların, geleceğin önemli yazarları olacağına inanıyorum. Bu yapının yeni medya olduğunu ve bir süre sonra da toplumsal kabul görmesini bekliyorum.

Mesele sadece zamanının gelmesinde…

Bloğun Hayatımızdaki Yeri

Bir süre önce Karalama Defteri‘nden Zafer tarafından ‘mim’lenmiş olduğumu gördüm. Bu mim dalgasını düzenli takip ettiğim bloglardan biri olan Flynx‘de okumuş ve başlatanın da MaFiAMaX olduğunu öğrenmiştim. Son günlerde hayatımın hızından kimlerin neler yazdığını takip etmekte zorlanırken, bir şeyler yazmak için bu gece vaktini bekledim.

Sorularım:

  1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
  2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
  3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
  4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
  5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?

Gerçekten harika sorular :) Bunların her biri için ayrı ayrı yazılar yazarak cevap vermek niyetine girdim. Bunun biraz zaman alacağını da baştan söylemeliyim. Ayrıca blog yazmak konusunda yeni bir başlangıç yapma hazırlığı içinde olduğumdan, uzun uzun cevap vermenin daha iyi olacağına inanıyorum.

Daha önce “Blog! Ali Sağlam” başlığı altında yazdığım tüm yazıları bir araya getirme niyetini burada belirtmiş ancak tam anlamı ile bunu yerine getirememiştim. Sonradan teker teker ilave etmeyi düşünmüş ve birkaç deneme yaptıktan sonra bunun teknik bir problem oluşturduğunu anlamıştım. Problemin sebebi ise eski yazıları ilave edince, RSS beslemesinin bunu yeni olarak göstermesi idi. Elbette böyle olması gerekiyor ancak benim durumum için doğru olmadığını düşünüyorum. Eski arşivimi istiyorum ama o yazıların yeni olarak görülmemesini de tercih ediyordum.

Ve…

Eski yazıları buradan yine kaldırdım. Biliyorum bunu çok yaptım :( Ancak her seferinde içsel bir nedenim vardı. Bu bazen yeni bir başlangıç yapma isteği olurken, bazen de eskiliklerden hoşlanmamaya başlamam idi. Garip ama ben böyle bir adamım. Hepimiz öleceğiz ve zaman su gibi akıp geçiyor.Galiba içimde bir yanardağ taşıyorum ve bunun kimseye zarar vermeden püskürmesi için kendimi dizginlemeye çabalıyorum. Yazı yazmayı seviyorum ve bir önceki cümlenin beni ne kadar anlattığını bilmiyorum.

Mim dalgasının sorularını cevaplamadan önce Zafer Karkac’a teşekkür eder ve cevap verme fırsatı bulursa mutluluk duyacağım Otobuste bloğunun kaptanı Ned Dorsey‘i mimlerim :) )

Not: “Blogun Hayatımızdaki Yeri” yerine “Bloğun Hayatımızdaki Yeri”ni tercih ediyorum. Artık blog kelimesinin Türkçe olduğunu düşünüyorum.

Noni

Yakın dostum dediğim birçok arkadaşım birbirini ismen tanır. İstanbul’da olanları sıklıkla bir araya getirmeye çabalasam da farklı şehirlerde ve ülkede olanları -şimdilik- tanıştıramadım. Ancak şu bir gerçek ki ismen de olsa birbirlerini bilirler. Çünki Ali Sağlam anlatır. Son yaptıkları başarılı işi, kızlarını (ilginç bir şekilde çoğu kız sahibi) hatta okudukları son iyi kitabı… Bu konuda haklarını helal etmeleri lazım.

Bundan keyif alan bir yapım var. Daha doğrusu örnek göstermek konusunda arkadaşları gibi zengin bir çevrem.

Ancak sadece anlattıklarım bununla da bitmiyor. Kitapları, yazarları ve özellikle blogları da anlatırım. Blog yazarlarının beğendiğim yazılarını bilmelerini isterim. Bu bazen eğleceli bir metin oluyorken bazen de tartışılması gereken iyi fikirler oluyor. Hatta şiir tadında olan ezberlenmesi ile zenginleşeceğimiz müthiş cümleler…

Blog yazarlarını birçok nedenden dolayı önemsiyorum. Onlardan bazılarının Türkiye’nin hatta dünyanın gelecek günlerinde fikir önderleri olacağına inanıyorum. Bazılarının da iyi birer hikayeci veya da şair olarak edebiyat tarihinde yer alabileceğini düşünüyorum.

Bu yeni bir çağ. Eskiden bir dergi etrafında toplanan yazar ve düşünürler bugün bloglar etrafında toplanıyor ve fikirlerini bu şekilde geliştiriyorlar.

Bazıları ise benim için bir roman kahramanı veya da bir filmin başrol oyuncundan farklı değil. Her gün yazmaları ile günün mutlaka takip edilmesi gereken bir işi oluyorlar. Dün ne yaptıkları veya da neye kızdıkları hatta rüyaları, hayalleri ile günün kaçırılmayacak saatini kaplıyorlar.

Dün onlardan biri ile buluştuk ve kahve içtik. Son günlerde azalan yazma sıklığından, nasıl blog tutmaya başladığına kadar… Çok keyifli idi. Bir Noni Fun olarak imza almayı unutsam da harika zamandı.

Bunun için Sibel‘e buradan çok teşekkür ederim. Lütfen daha çok yaz :)

Akla Esen Olmadık Düşünceler

Uyumak için hazırlanıyordum ki bugün yağmurda ıslandığım aklıma geldi. Sonra kalktım tekrar bilgisayarı açtım; Blogger’a bağlandım ve yeni bir blog daha açtım.

Yolda yürürken, kitap okurken, alışveriş ederken, arkadaşlarla konuşurken yani olmadık zamanlarda akla esen şeyleri yazmak için aklaesen.blogspot.com dedim…

Şimdi uyuyabilirim :)