2 Haziran 2007 yılında ilk defa kullanmaya başladığım Twitter hesabımı biraz önce kapattım. Birçok iyi insan tanımamı ve gelecek hakkında umutlu olmamı sağlayan bu ortamı, birinin beni kaldıramayacağım bir şekilde etiketlemesi ile son buldurdum.
Son zamanlarda çok eski bir kullanıcıyım diye gururlu gururlu konuşmamın da bedeli oldu.
Beni etiketleyen kişi hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Hesabı 15 Temmuz’da açmış ve..
Olanda hayır vardır. Bundan sonra blog için daha çok zaman ayırmalı, yazmalı, daha çok yazmalı.
Adamlar oturmuşlar, okumuşlar; eski tabirle dirsek çürütmüşler. Sonra hoca olmuşlar ve kitaplar yazmışlar.
Dersler ile öğrencilerine öğretmişler. Onları şekillendirmişler. Anlamadıklarını anlamlandırmış; görmediklerini göstermişler. Velhasıl eski Çin’de olsa kendi soy adlarını öğrencilerine vereceklermiş.
Bu kadar büyük bir mesele.
Şimdi bu adamlar kendi zamanlarını övüyorlar. Eskiden şöyle güzel idi, diyorlar. Şehir vardı; şehir meydanı vardı; büyük bir caddesi olurdu, falan filan…
Yapma be hoca! Din adamları bile çağın yorumundan bahsediyorlar, sen çıkmış hocalarından öğrendiğin şeyleri, üzerine bir şey de koymadan aynı tını ile bize satıyorsun.
Zaman değişti, hocam. Eski şehir yok artık, yenisi var. O çağı kuran nesilden de kimse kalmadı. Eğer çok seviyorsan; hepsi toprağın altında kaldı.
Ya bize bizi anlat, ya da sus.
Dijital göçmenler bilgi teknolojileri ürünlerinin kullanılmadığı bir zamandan gelen nesil olarak adlandırılıyor. Bunların kullandığı en büyük teknolojik ürün belki telefon veya da televizyon idi. Hatta seksen öncesi Türkiye’nin durumu düşünüldüğü zaman kaç evde televizyon ve telefon olduğunu da dikkate alırsak günümüz cihazlarından bihaber bir nesilden bahsediyoruz.
Günümüzde dijital göçmenler ufak ufak bilgisayar, cep telefonu, PDA, İnternet ve hatta banka ATM makinelerini kullanmaya başladılar. Kullanıyorlar ama “Vay anasına!” gibi ünlemli söyleyişlerle hayretlerini de gizlemiyorlar.
Dijital doğanlar ise bilgi teknolojileri ürünlerinin içinde doğdular ve doğallıkla bu ürünleri kullanan nesil olarak adlandırılıyor. Onlar için “bu iş nasıl oluyor” demek yok. Algılama problemi yaşamıyorlar. Yeni cihazları kullanmayı soluk almak, yemek yemek gibi olağan şeyler olarak algılıyorlar.
Ya ben nereye aidim?
Arafta bir ara nesil de olduğunu düşünüyor. Kendimi de oraya ait hissediyorum.
Televizyon dizileri ile -25. Yüzyıl, Star Trek vb gibi- ışınlanma başta olmak cep telefonuna benzer teknolojileri kanıksayarak büyüdüm-büyüdük. Günümüz teknolojilerinden daha uçuk cihazları ekranda gördük. Oyunlarımızda onları kullandık ve hatta gece uyumadan önce hayallerimizde onlarla uyuduk.
Söyleyeceğim şu: Dijital doğanlar kadar olmasa da onlara yakın, teknolojiye yatkın bir nesil daha var.
Dün de evdeki hesabı, çarşıya uyduramadım. Akşam vakti, bir kez daha bunun farkına varınca keyfim kaçtı. Son aylarda birçok kezdir bu başıma geliyor ve her defasında, kendi kendime söz veriyorum ve sonra.. aynı tas, aynı hamam!
Olmuyor!
Güne erken başlamayı bırakın, nerede ise uyumadan güne başlamakla da… aynı tas, aynı hamam!
İşler aksıyor!
Günümüz olmadık şeylerin, anlık beklenen cevapları ardında koşuyor.
Çözüm ne?
Bunun için ciddi ciddi zamanımı vererek kitaplar okudum. Aklıma en yatanı Dr. Stephen R. Covey‘in 7 Alışkanlığı oldu ama çare olamadı.
Eskiden şöyle yapıyordum: Çok sıkı bir planlamadan-çalışmadan sonra birkaç gün sonra işleri gevşetmek.
Birkaç gün bile olsa çok iş yapmak iyi oluyordu. Sony Vaio‘nun dergilerde gördüğüm reklamlarında “sıkı çalış, sıkı eğlen” düsturu gibi
Yeniden böyle yapmalı..
Entropya.org‘da “Merhaba Dünya” dedim.
Blogger ftp ile güncellemeyi kaldırınca WordPress ile devam etmeye karar verdim. Böylece yeniden başlamak için bir başka bahane daha oluştu. Eski yazıları arşive kaldırmadan da olmazdı. Yenilenmek için eskiyi bir köşeye bırakmak lazım.
Burada da sadece “Merhaba Dünya” demek isterdim ama arşivi bir kenara bırakamadım. Arşiv ve WordPress ile devam…
Yakında alisaglam.com ile entropya.org arasında nasıl bir ayrım yapacağım konusunda birkaç kelam etmeye niyetim var.
Başka bloglar da olacak. Ancak bu ikisinde yalnız ben yazacağım.
Bugun Fatih aradi. Sana telefonla ulasmak mumkun olmuyor, dedi ve ekledi: Dogum gunun kutlu olsun.
Ben de hemen Ismail’i aradim ve sen benim dogum gunumu ne zaman kutlayacaksin, diye sordum: Bugun, diye cevap verdi.
Fatih ve Ismail karar almislar ve dogum gunumu 14 Ocak olarak degistirmisler. Gununu karistirinca yapacak pek bir sey kalmiyor
Ben de tamam oyle olsun, dedim.
Birkac gun benim icin mesele degil ama ben gercekten otuz bes oldum. Yani bundan sonra bugune kadar yasadigim gibi devam edersem yetmisden sonra isim biter. Oysa ki otuz besi yolun yarisi degil de ucte biri olarak dusunuyorum.
Gercek dogum gunumde ise disarida pasta yedik, kahve ictik. Hediyeler aldim ve tesekkur ettim. Telefonla arandim ve…
Isin ozu son gunler karmasik ve dusunceli geciyordu ya, simdi dogum gunumu 14 Ocak olarak degistirerek hayatimin ikinci yarisi icin -bence oyle- karmasiklik uzerinde dusunerek adlandirmaliyim. Otuz uc icin bir yila ‘cennet yasim’ demistim ama simdi ise koskocaman bir otuz bes sene var.
Yardimlar kabul edilir
Not: Yazacak cok konu var: En kisa zamanda bir adres hikayesi ile Arzu’nun hediyesini yazacagim. Sonra ise…
Benim içim 2008 umut dolu idi ancak son iki haftadır kanımda bol miktarda hissettiğim adrenalin ile bir başka günler içindeyim. Son iki haftadır İstanbul’un soğuk güneşini hissedemeyecek kadar -kötü- adrenalin dolu günler: Bilinmezlik, korku vb…
Bu sabah kalbimin çok hızlı atmasını hissederek uyandım. Sonra bir büyük koşturmaca başladı. Ben olmayan bir “Ali Sağlam” yüzünden bütün gün avukatlar ile görüştükten sonra bir dosta verilen vekalet ile biraz olsun nefes aldım.
Geçen hafta da başka bir mesele ile uğraşmıştım.
Yani son günler sevdiğim kelimelerden biri olan “karmaşık” ile adlandırabileceğim zamanlar içindeyim.
* Gecen gun, banyoda parfum sisesini yere dusurerek kirdim. Aksamlari eve girince ortalik ben kokuyormus
* Persembe gunu gormek istemedigim birisi ile gorusmek zorunda kaldim. Her gorusmemizde sozleri ile beni rahatsiz eden bu adam, pek sikintili idi. Biraz desersem ekonomik kriz cikar diyordum ama yanilmisim. Yine bir kriz ama bu sefer sektorelmis…
* Volkan Almanya'dan bir IPhone ile dondu. Fatih aldi, Volkan da almis diye anlatirken Aydin da bana sen artik durmaz alirsin, diyor. Ben de benim BlackBerry'im varken IPhone'nu ne yapayim diyorum ama icimde bir seyler baska nagmeler okuyor.
* Son gunlerde favori kahvem Tchibo'dan… Tavsiyesi icin Aykut'a tesekkur ederim.
* Sami ile bir turlu eskisi gibi bol bol telefonlasamiyoruz. Tabii ki Fransa'da IPhone fiyatlari ne diye sormayacagim
Hafta arasinda biz eve gec geliyoruz; hafta sonlarinda da galiba o musait olmuyor
—————————–
http://www.alisaglam.com
Bugun bazi banka ATM'lerinde kuyruklar var. Anlasilan insanlar bayram boyunca nakit olmak istiyorlar. Isin ilginc yani ise her bankanin ATM kuyrugu bir degil. Hatta bazilarinda hic sira yok gibi.
BKM'nin bir ara tum bankalar icin ortak ATM projesi var diye hatirliyorum. Boyle bir proje hayata gecmis olsa idi insanlar kuyrukta beklemek zorunda kalmazlardi. Biz de Taner Bey'le beklemek zorunda kalmazdik
—————————–
http://www.alisaglam.com
Yorumlar