Kitabın tam adı şöyle: Şirketiniz hakkında sormanın gereken en önemli beş soru. Optimist Yayinlari 2008′de Merih Şengönül çevirisi ile basmış.
Kitap Peter F. Drucker’ın bir makalesine günümüzün saygın ve takdir edilen beş önemli yazarının katkıları ile ortaya çıkmış. Bunlar Jim Collins, Philip Kotler, James Kouzes, Judith Rodin ve V. Kasturi Rangan. Ayrıca da Frances Hesselbein’in katkıları da var.
İşin özü olan beş soru da şöyle:
1. Misyonumuz nedir?
2. Müşterimiz kimdir?
3. Müşteri neye deger verir?
4. Sonuclarımız neler?
5. Planımız nedir?
Sorular basit değil mı? Ya bu basit soruları kolayca cevaplayabilir mısınız?
Forbes 2010 Ocak sayısında “Su, Her Yer Su” başlıklı yazıyı okuyunca, suyu hala bedava kullanan ülkelerin olduğunu öğrendim. Özetle yazı şunu söylüyor: Devlet tarafından su arzı sübvanse edildiği, sürece temiz su kaynaklarının sürdürülebilirliği olanaksız.
Türkiye’de ise biz suya ciddi para ödüyoruz. Bildiğim kadarı ile de İstanbul’da kayıp su oranını azaltmak için büyük yatırımlar yapılıyor. Konu bizi pek ilgilendirmiyor gibi.
Ancak yazıda dikkat çeken bir başka detay var: Suyun bir insan hakkı olduğunu ve bedava olmasının gerektiğini söyleyen bir lobiden bahsetmişler.
Buna katılmıyorum. Ortak veya bedava olan şey dikkatli ve tutumlu kullanılmayacağını düşünüyorum. Hatta bu noktadan biraz daha ileri giderek, havanın da paralı olması gerektiğini söyleyebilirim. Elbette devlet gelirlerinin çarçur edilmediği gelir adaletinin sağlandığı bir yönetim altında.
Not: Bu kadar yazdıktan sonra Orhan Veli’nin şiirini paylaşmadan olur mu?
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava
.
Turkcell de blog tutuyor, paylaşıyor. İşte dikkate değer bir servis: “Mobil Hasar ile Hasar Bilgisi Cep’te!”
MOBIL HASAR SMS servisi ile mevcut araçlarınızın veya satın alacağınız 2.el araçların hasar bilgilerini rahatlıkla sorgulayabildiğinizi biliyor muydunuz?
Ayrıca istediğiniz aracın trafik ya da kasko poliçelerinin ne durumda olduğunu, sadece bir SMS ile öğrenebiliyorsunuz.
UNESCO tarafından “Yıldönümlerinin Kutlanması” olarak gerçekleşen ve “insanlığa, barışa ve kültüre katkı yapmış kişiler ve olayların bütün dünya tarafından tanınması, bilinmesi ve takdir edilmesi” için yapılan etkinliklerden esinlenerek kişisel olarak kendi özel yıllarımı oluşturmaya karar verdim
Bu sene için iki yazarı “2010 Yazarları” olarak seçtim:
- Peter F. Drucker
- Abdülhak Şinası Hisar
Şöyle olacak:
- Elimde olan tüm kitaplarını tekrar okuyacağım
- Piyasada satışı olan eserlerini de kütüphaneme katacağım
- Onlar hakkında yazılanları toplayacağım
- Onlar hakkında Vikipedi’de içerik oluşturacağım
- Beğendiğim alıntıları paylaşacağım
- Ve aklıma onlar hakkında aklıma ne gelirse yapacağım
Olur mu? Hiç belli olmaz! Sürdürülebilir mi? O da belli olmaz!
UNESCO‘ya tekrar dönecek olursak ilk defa 1956 yılında “Yıldönümlerinin Kutlanması” programını başlatmış. Bizimle alakalı 1996′dan bugüne altı program olmuş.
- 1996′da Nasreddin Hoca’nın 700. ölüm yıldönümü
- 1997′de Türk yazar ve şairi, eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel’in 100. doğum yıldönümü
- 1999′da Türk Şairi Şeyh Galib’in 200. ölüm yıldönümü
- Yine 1999′da Osmanlı Kültürünün ve Kültürel Çeşitliliğinin oluşumunun 700. yılı
- 2002′de Nazım Hikmet’in 100. doğum yıldönümü
- Ve son olarak 2007′de Şair ve felsefeci Mevlana Celaleddin-i Belhi-Rumi’nin 800. doğum yıldönümü
2010 ise Biyolojik Çeşitlilik ve Kültürel Yakınlaşma yılı oluyor.
Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet GYY görevinden ayrıldığının haberini yolda okur okumaz, onu çok seven bir arkadaşımı hemen aradım ve haber verdim. Bir saat içinde tekrar görüştüğümüzde çok üzüldüğünü söyledi. Oysa ki ben çok sevinmiştim!
Artık Özkök’ün yazacağı kitapları okuyabilecektim. Özellikle yazacağını düşündüğüm GYY anılarını çok merak ediyordum. Belki roman bile yazardı
Bugün Özkök “
genel yayın yönetmenliğini bırakmaya değmez mi?” diye birkaç şey yazmış:
* Artık Saracoğlu’nda Fenerbahçe formasıyla maç seyredebileceğim.
* Artık yazdıklarım, bazı komplo teorisyenleri tarafından “patronumun” veya “çalıştığım kurumun resmi görüşü” gibi algılanmayacak.
* Köşemde yazılanların sadece şahsi düşüncem olduğunu hissedip, bunun hafifliğini yaşayacağım.
* Artık uzun öğle yemekleri yiyebileceğim.
* Artık dünyada olup biteni çok daha yakından izleyebileceğim.
* Artık Coldplay konserlerini ıskalamayacağım.
* Artık sabahları Tansu’yla uzun uzun kahve içebileceğim.
* Artık Yemen’e gidebileceğim.
* Artık sadece kendim olabileceğim.
Söyleyin genel yayın yönetmenliğini bırakmaya değmez mi?
Siz söylemeyin ben söyleyeyim.
Değer…
Atasözleri, deyimler, ikilemeler gibi iletişimi kolaylaştıran kalıp sözler de söz varlığımızın önemli bir parçasıdır. Bu konuda biraz araştırma yapınca bilig Dergisi’nde Yrd.Doç.Dr. Hürriyet GÖKDAYI‘nın “Türkçede Kalıp Sözler” başlıklı güzel bir çalışmaya ulaştım.
“…önceden belirli bir biçime girip öylece hafızada saklanan, söyleneceği sırada yeniden üretilmeyip olduğu gibi hatırlanarak ve eğer gerekiyorsa bazı ekleme ve çıkarmalar yapılarak kullanılan, tek bir sözcükten, ardışık veya aralı sözcüklerden oluşabilen, belirli durumlarda toplumun benimsendiği sözleri sunarak iletişimin kurulmasına veya devamına yardım eden ve kullanım yerleri çok sınırlı olan kalıplaşmış dil birimleridir.”
Hayırdua ve iyi dilek bildirenler: Güle güle oturun, Allah razı olsun, Allah ne muradın varsa versin, Mutlu yıllar, Doğum günün kutlu olsun, İyi bayramlar
Küfür, beddua-ilenç bildirenler: Lanet olsun, Allah cezasını versin, Allah kahretsin, Allah bela(sı)nı versin
Duygusal tepkileri dile getirenler (Korku, sevinç, şaşkınlık, acıma, çağrı,
buyruk, yasaklama, vb.): Güler misin ağlar mısın?, Allah aşkına, Aklına şaşayım,
Allah çarpsın, Güleriz ağlanacak halimize
Selamlaşma bildirenler: Günaydın, İyi akşamlar, İyi sabahlar, Selamünaleyküm, İyi günler, Merhaba
Ayrılık bildirenler: Hoşça kal, Görüşmek üzere, İyi yolculuklar, Görüşürüz,
Allah’a ısmarladık, Elveda
Batıl inançları bildirenler: İyi saatte olsunlar, Şeytan kulağına kurşun, Elemtere fiş kem gözlere şiş, Nazar değmesin
Bir istek bildirenler: Saatiniz var mı?, Ateşiniz var mı?, Sadede gelelim, Bize de buyurun, Gereğini arz ederim, Durakta inecek var, Bana müsaade
Konuşanı veya dinleyeni yüceltme bildirenler: Senden (sizden) iyi olmasın, Sözünü balla kestim, Estağfurullah, Rahatsız ediyorum, Rica ederim
Bir isteği kabul veya reddetme bildirenler: Baş üstüne, Eyvallah, Amenna, Allah derim, Âmin, Emredersiniz, Maalesef, Maatteessüf
Dinleyeni eleştirme, uyarma, tehdit etme bildirenler: Ben sana gösteririm, Benden günah gitti, Benden söylemesi, Dikkat, Dikkatli ol, Kendine dikkat et, Ağzına acı biber sürerim, Alacağın olsun, Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz
Genel bir davranış veya düşünce bildirenler: Korkunun ecele faydası yoktur, Tarih tekerrürden ibarettir, Tebdil-i mekanda ferahlık vardır, Her şey olacağına varır
Töre, gelenek ve kültürel değerleri yansıtanlar: Elçiye zeval olmaz, Yediğin içtiğin senin olsun gezdiğin gördüğün yerleri anlat, Ölülerin ardından kötü söz söylenmez, Ellerinizden öperim, Küçüklerin gözlerinden öperim, Ayıptır söylemesi
Dini inançları bildirenler: Allah bilir, Günah, Allah kerim, Kadere meydan okunmaz, Allah’tan geldi, Takdir-i ilahi
Soru sorup cevap isteyenler: Eş olarak kabul ediyor musunuz?, Hemşe(h)rim memleket nere?, Merhumu nasıl bilirdiniz?
Özür dileme bildirenler: Pardon, Af edersin, Kusura bakma, Kusura kalma, Özür dilerim
Sembolik olarak ödüllendirme bildirenler: Aferin, Bravo, Berhudar ol, Su gibi aziz ol, El öpenlerin çok olsun
Minnet, teşekkür bildirenler: Teşekkür ederim, Teşekkürler, Sağ ol(un), Elin(iz)e sağlık, Zahmet oldu
Yeni yıla girerken çokça duyduğumuz veya da çokça söylediğimiz “iyi yıllar” kalıp sözüne elimde olmadan takıldım.
Yeni yıla yeni bir tasarım ile başlıyorum.
Eskiden olduğu gibi yazmak, yazı ile yenilenmek istiyorum. Bu yazı yazma düşüncesi böyle acayip bir durum. İnsanı iyi hissettiriyor.
Hemen öyle çok şey beklemeyin. Isınmam lazım. Söz de vermiyorum ama kesinlikle yazmak istiyorum.
Dün yazdığım Kindle, Pecya ve idefix.com için gelen iki yorumun öneminden dolayı yeni bir yazı olarak burada yazmak istedim.
Taner Bey‘e cevabımdır:
Sizin de sevdiğinizi düşündüğüm büyük kahraman Don Kişot’un dostları, şövalye kitapları konusunda “böyle şeytan işlerinden uzak durmasını” tavsiye ediyorlardı. Hatta çözümü kitaplarını yakmakta bulmuşlardı. Bu gibi olayları statükocular her zaman büyük bir korku ile karşılarlar.
Bunun benzerlerini İslam Dünyası’nda da görebiliriz: Bir zamanlar çok yaygın olarak halkın satranç oynamasından veya evlerin damlarında güvercin yetiştiriciliğinin yaygınlaşmasından rahatsız olanlar olmuş. Buna yasaklamak getirmek istemişler.
Tüm dünya tarihinde insanın olduğu her yerde benzerlerini görmemiz mümkün olduğuna inanıyorum.
Bugün ise yaygınlaşması kısa zamanda gerçekleşecek olan e-kitapları ve okumak için kullanacağımız cihazları “şeytan icadı” olarak adlandırmak gerçekten de büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Bahsettiğiniz teknik konular ise büyük bir ihtimalle çözülmüş durumda.
Doğa konusunda elbette kitaplar için ağaç buluruz ama başka seçeneklerimiz varken ne diye ağaçlardan kağıt yapalım ki…
Onur‘a cevabımdır:
İlk başta bilgisayar ekranı ile e-kitap okuyucu cihazları birbirinden ayırmamız lazım. Kişisel olarak BlackBerry ile geceleri uyuyana kadar yatakta bir şeyler okumayı çok seviyorum. E-Kitap okuyucularının da benzer bir deneyim yaşatacağını düşünüyorum.
Övünmek gibi olmasın ama biraz fazlaca kitabım var
Evde okumadığım çok sayıda kitap olmasına rağmen, sayısını her geçen gün arttırma takıntım devam ediyor. Buna sebep olanlardan biri de Sami‘dir. Yıllar önce bir sözü beni kitaplar konusunda deli gibi satın almaya itti. Çok iyi etti
Elbette kitap sayısının artması ile evdeki kitaplıklar önce çift sıra dizilmeye başladı. Zamanla da yerlere kitap yığma şeklinde istiflenme devam etti ve ediyor.
Oysa bu çağda olması gereken e-kitap. Düşününce tüm kütüphanemi çantamda taşımak; ne kadar güzel. Ayrıca eskime, yırtılma gibi bir derdim de olmayacak. Hatta milletin ver şu kitabı geri getiririm gibi lafları tarih olacak. Biliyorum müzmin muhalifler hemen yok kitap kokusu, yok elimde tutmak gibi teraneler dillendireceklerdir -hatta bana çok anlattılar- ama siz de beni gibi yapın, boşverin o gerici ve doğa düşmanlarını
E-kitap okuyucu cihazlar konusunda birçok örnek olmasına rağmen gerçekte ise tek bir cihaz tanıyorum: amazon.com‘un Kindle‘i.
Ben Kindle’i gördüm ve o an vuruldum. Benim de olmalı, benim de olmalı diye sayıklamaya başladım. Hatta Avrupa’da bir ayağı olan dostlar vasıtası ile almayı bile düşündüm. Hala niyetim var.
Ancak bu noktada asıl meselenin Türkçe kitapların e-kitap olarak satılması olduğunu önemli dile getireyim. Biraz araştırma yapınca idefix.com‘dan iyi haberler var. 2010′da e-kitap satışı yapacağını burada yazdılar. Başka bir site de TÜBİTAK‘tan Ar-Ge Hibe Desteği almaya hak kazanmış bir projede olan pecya.com. Onlar da zaman içinde e-kitap okuyucuları için satın almayı kolaylaştıracak yapıları kuracaklarını inanıyorum. Pecya.com ayrıca detaylı olarak yazmam gereken bir site ama şimdilik sadece duyurmuş olayım.
Ben Kindle olmasa da onun gibi tüm kitaplarımı her yerde taşıyabileceğim bir cihaz ve içini kolaylıkla Türkçe kitaplarla, dergilerle ve gazetelerle doldurabileceğim siteler istiyorum
Başka bir derdim de böylece son bulmuş olacak: kütüphanemi görünce, bunların hepsini okudun mu diyenlerden de kurtulmuş olacağım.
Dün nerede ise yerimde duramadım. Kiminle bir görüntülü konuşma yapayım diye eş-dost herkesi aradım.
Yahu! Bir tek ben miyim bu işlere meraklı, dedim kendi kendime. Sonra bir baktım ki Sayit’ten görüntülü konuşma çağrısı alıyorum. Oh be!
İlk izlenimim o kadar da iyi değildi. Ancak bugün karşı tarafta bir Nokia E71 olunca ve bende de Toshiba G500 ile daha iyi görüntü ve sese kavuştuk.
Yine de beklentilerimin altında idi ama iyi idi.
Halk benimser ve kullanırsa inaniyorum ki kalite de artacaktır.
Yorumlar