Twitter Hesabımı Kapattım

2 Haziran 2007 yılında ilk defa kullanmaya başladığım Twitter hesabımı biraz önce kapattım. Birçok iyi insan tanımamı ve gelecek hakkında umutlu olmamı sağlayan bu ortamı, birinin beni kaldıramayacağım bir şekilde etiketlemesi ile son buldurdum.

Son zamanlarda çok eski bir kullanıcıyım diye gururlu gururlu konuşmamın da bedeli oldu.

Beni etiketleyen kişi hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Hesabı 15 Temmuz’da açmış ve..

Olanda hayır vardır. Bundan sonra blog için daha çok zaman ayırmalı, yazmalı, daha çok yazmalı.

Bir Şekilde Kusma Denemesi

Bir şekilde kusmam gerekiyor. Yıllardan beri içimde biriktirdiğim yönetimin görmezliği ile olusan aksaklıkları içimden dışarı atmam gerekiyor.

Yönetimin yönetilinden kendini soyutlayarak sadece elit çevrede bir dünya kurması ile oluşan karmaşaya tahammül etmek yerine mutlaka bunu yapmalıyım.

Bu bir rahatlama, bir şekilde midenin boşalmasından başka bir şey değil.

Bu sabah Çapa Tıp Fakültesi’ne annemin kontrolüne numara almak için geldim. Annemin söylemesine göre randevu kağıdında ne yazarsa yazsın yine de numara almak gerekiyormuş. Geldiğimde de (07:15) ancak 34. sıraya annemin adını yazabildim. Sonra kayıt için tekrar sıraya girdiğimde elime uzatilan kağıt parçasında 36 yazıyordu. Sorduğumda da memur, hastane personeline numara verdiğini söyledi…

İşte an o andir.

Beynime kan fırlıyor ve camli bölmenin icinde olan memuru yakasından yakalayarak, o dar pencereden dışarı çekmek ve sonra da burnunu o boş kafatasina gömmek bir an olsun aklımın ucuna yapışıyor. Ulan, diyorum kendi kendime sakın ol! Bugüne kadar ses çıkarmadın, burada her gün yüzlerce yasta aynı şeyi yaşamasına rağmen ses çıkarmıyor, bugünü de atlat, Allah büyük.

Sakinleşemiyorum ama kendimi kontrol ediyorum. Sadece numarayı alıyor ve oradan uzaklaşmaya çalışıyorum. Olmuyor adamın göreceği bir yerden, memur bir laf söylese de tekme tokat girişsem diye hayvansal bir zihin ile etrafı gözlüyorum.

Sonra adam eli ile bir seyleri uzatıyor. Meger o an almam gereken çıktıyı almamışım. Uzatıyor hemen yan pencereden tanı ve tetkik kaydını da yaptırmamı söylüyor.

Afalliyorum, az önce kayıt ne içindi.

Annemi aradım ve en azından 10 gibi evden çıkmasını söyledim.

Sonra beklemek ve yönetilenlerin durumdan rahatsızlıklarına kulak kabartmakla sinirlerimi yatıştırdım.

Saat dokuz olduktan sonra da tekrar numaralarla bir liste daha yaptılar. Bu ise kapı üstlerine yerleştirilmiş numara gösteren ekranların çalışmadığındanmış.

Nasıl yani bile demek istemedim. Kuzu kuzu ’36 Nedime Sağlam’ dedim.

Doktorların kapı önünde olan hastalara tavırları ayrı bir konu oldugundan kusmuklu bir yazıyı daha da kirletmek istemem.

İşte böyle. Nasıl bir işse kendisinin de içinden çıktığı halkı yönetmek gibi bir gayesi olmayan veya da yönetimden ne anlıyorsa bunu uygulayan yönetimin üzerine içimde birikenleri bu şekilde kusmak istiyorum. Yoksa beni memuru tartaklamaktan içeri atacaklar.

Ya bize bizi anlat, ya da sus.

Adamlar oturmuşlar, okumuşlar; eski tabirle dirsek çürütmüşler. Sonra hoca olmuşlar ve kitaplar yazmışlar.

Dersler ile öğrencilerine öğretmişler. Onları şekillendirmişler. Anlamadıklarını anlamlandırmış; görmediklerini göstermişler. Velhasıl eski Çin’de olsa kendi soy adlarını öğrencilerine vereceklermiş.

Bu kadar büyük bir mesele.

Şimdi bu adamlar kendi zamanlarını övüyorlar. Eskiden şöyle güzel idi, diyorlar. Şehir vardı; şehir meydanı vardı; büyük bir caddesi olurdu, falan filan…

Yapma be hoca! Din adamları bile çağın yorumundan bahsediyorlar, sen çıkmış hocalarından öğrendiğin şeyleri, üzerine bir şey de koymadan aynı tını ile bize satıyorsun.

Zaman değişti, hocam. Eski şehir yok artık, yenisi var. O çağı kuran nesilden de kimse kalmadı. Eğer çok seviyorsan; hepsi toprağın altında kaldı.

Ya bize bizi anlat, ya da sus.

Dijital Göçmenler, Dijital Doğanlar ve Araftakiler

Dijital göçmenler bilgi teknolojileri ürünlerinin kullanılmadığı bir zamandan gelen nesil olarak adlandırılıyor. Bunların kullandığı en büyük teknolojik ürün belki telefon veya da televizyon idi. Hatta seksen öncesi Türkiye’nin durumu düşünüldüğü zaman kaç evde televizyon ve telefon olduğunu da dikkate alırsak günümüz cihazlarından bihaber bir nesilden bahsediyoruz.

Günümüzde dijital göçmenler ufak ufak bilgisayar, cep telefonu, PDA, İnternet ve hatta banka ATM makinelerini kullanmaya başladılar. Kullanıyorlar ama “Vay anasına!” gibi ünlemli söyleyişlerle hayretlerini de gizlemiyorlar.

Dijital doğanlar ise bilgi teknolojileri ürünlerinin içinde doğdular ve doğallıkla bu ürünleri kullanan nesil olarak adlandırılıyor. Onlar için “bu iş nasıl oluyor” demek yok. Algılama problemi yaşamıyorlar. Yeni cihazları kullanmayı soluk almak, yemek yemek gibi olağan şeyler olarak algılıyorlar.

Ya ben nereye aidim?

Arafta bir ara nesil de olduğunu düşünüyor. Kendimi de oraya ait hissediyorum.

Televizyon dizileri ile -25. Yüzyıl,  Star Trek vb gibi-   ışınlanma başta olmak cep telefonuna benzer teknolojileri kanıksayarak büyüdüm-büyüdük. Günümüz teknolojilerinden daha uçuk cihazları ekranda gördük. Oyunlarımızda onları kullandık ve hatta gece uyumadan önce hayallerimizde onlarla uyuduk.

Söyleyeceğim şu: Dijital doğanlar kadar olmasa da onlara yakın, teknolojiye yatkın bir nesil daha var.

Evdeki Hesap

Dün de evdeki hesabı, çarşıya uyduramadım. Akşam vakti, bir kez daha bunun farkına varınca keyfim kaçtı. Son aylarda birçok kezdir bu başıma geliyor ve her defasında,  kendi kendime söz veriyorum ve sonra.. aynı tas, aynı hamam!

Olmuyor!

Güne erken başlamayı bırakın, nerede ise uyumadan güne başlamakla da… aynı tas, aynı hamam!

İşler aksıyor!

Günümüz olmadık şeylerin, anlık beklenen cevapları ardında koşuyor.

Çözüm ne?

Bunun için ciddi ciddi zamanımı vererek kitaplar okudum. Aklıma en yatanı Dr. Stephen R. Covey‘in 7 Alışkanlığı oldu ama çare olamadı.

Eskiden şöyle yapıyordum: Çok sıkı bir planlamadan-çalışmadan sonra birkaç gün sonra işleri gevşetmek.

Birkaç gün bile olsa çok iş yapmak iyi oluyordu. Sony Vaio‘nun dergilerde gördüğüm reklamlarında “sıkı çalış, sıkı eğlen” düsturu gibi :)

Yeniden böyle yapmalı..

“Merhaba Dünya” mı?

Entropya.org‘da “Merhaba Dünya” dedim.

Blogger ftp ile güncellemeyi kaldırınca WordPress ile devam etmeye karar verdim. Böylece yeniden başlamak için bir başka bahane daha oluştu. Eski yazıları arşive kaldırmadan da olmazdı. Yenilenmek için eskiyi bir köşeye bırakmak lazım.

Burada da sadece “Merhaba Dünya” demek isterdim ama arşivi bir kenara bırakamadım. Arşiv ve WordPress ile devam…

Yakında alisaglam.com ile entropya.org arasında nasıl bir ayrım yapacağım konusunda birkaç kelam etmeye niyetim var.

Başka bloglar da olacak. Ancak bu ikisinde yalnız ben yazacağım.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Ahmet Haşim

Geçen gün Ahmet Haşim’in mart ayı ile ilgili yazdıkları aklıma gelince evde kitaplarını ortalık yere çıkardım. Tekrar bir göz atmakta fayda var diye düşünüyordum. Bugün de Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile zihnen yine Ahmet Haşim’i anınca aklıma gelen yazısından bir bölümü paylaşmadan olmazdı.

Erkekleşme başlıklı yazısının sonunda şöyle diyor üstat:

“Binlerce asırlık erkek medeniyetini anlamak ve benimsemek için işe pek geç koyulan kadın, şimdi müthiş bir hızla çalışmaya mahkumdur. Er geç, zihin yorgunluğu, dünya yüzünü, saçı vaktinden evvel dökülmüş, cascavlak fikir kadını başları ile de dolduracaktır.”

Haşim şiirde büyük olduğu gibi, denemede de büyük. Büyük bir keyif ve hayranlıkla okuyor ve tavsiye ediyorum.

At Gözlüklü Ben

Zeki, farklı ve özgür düşünebilen insanlardan olduğuna inandığım zevatın bazı olaylar karşısında at gözlüğü takmış gibi değerlendirmeler yapmaları beni ciddi ciddi korkutuyor.

Yanlış anlaşılmasın; endişelerim onlarla ilgili değil.

Acaba ben de onlar gibi mi yapıyorum? İşime gelmedi mi başka şeyler mi söylüyorum?

Öyleyse vay halime :(

TED

TED, 1984 yılında ilk defa düzenlenmeye başlayan Technology, Entertainment, Design (Teknoloji, Eğlence, Dizayn) kelimelerin baş harflerinin bir araya gelmesi ile oluşmuş bir beyin fırtınası konferansının adıdır.

Long Beach, California TED ile Oxford İngiltere’de TEDGlobal konferansları dışında farklı ülkelerde de TEDx lisansı ile düzenlenmektedir. Türkiye’de TEDxBosphorus, TEDxReset, TEDxIstanbul, TEDxInnovation, TEDxSilkRoad gibi farklı isimlerle de düzenlendi ve düzenlenecek…

Bildiğim kadarı ile Türkiye’de ilk konferans TEDxBosphorus idi. 23 Kasım 2009′da İstanbul Modern’de düzenlendi. Gitmeyi bırak, yapılacağından ancak bir gün önce haberim oldu :(

14 Ocak 2010′da ise TedxReset gerçekleşti. Katılma fırsatım oldu. Daha sonra detaylı olarak yazacağım.

Yakında da TEDxIstanbul var. 23 Ocak 2010 Cumartesi günü Sabancı Müzesi’nde “Toleransın Sınırları” (The Limits of Tolerance) başlığı altında düzenlenecek.

Bugün için TEDxInnovation ile TEDxSilkRoad hakkında detaylı bir bilgi yok.

Soru: TED Nedir?
TED Konferanslarını en iyi ne olduğunun anlamanın yolu TEDTalk‘dan videoları izlemektir :) Benim size tavsiyem de Barry Schwartz’ın Bilgeliği Kaybedişimiz Üzerine videosu…

Kötü Bir Konuşmacı

Hasbelkader bir canlı yayında bloglar hakkında konuştum. Yakın zamanda da canlı yayın kaydını izledim. Açıkcası keşke izlemez olaydım; konuşma özürlü olduğumu bilmiyordum :(

Cümlelerim yarım yamalak idi; düşüncelerim daldan dala geçiyordu. Oysa ki söyleyecek çok şeyim vardı.

Birkaç gün boyunca durumum hakkımda oldukça düşündüm. Neden böyle olduğu, canımı çok sıktı. Konuşma özürlü olmak isteyeceğim son şeydi.

Sonunda oldukça makul bir açıklama buldum :)

Ben konuşurken düşünüyorum. Hatta içimden kendi kendime konuşmak veya hayali konuşmalar yapmak her zaman iyi fikirler bulmamı sağlamıyor mu?

O gün hiçbir hazırlık yapmadan gittiğimden, konuşurken düşünüyor ve aklıma gelenleri sıralıyordum. Stres altında olduğum için de oldukça fazla şey aklıma geliyor ve birini tam bitirmeden diğerine, ondan da başka bir lafa atlıyordum. Bu bazen daha iyi nasıl söylerim, daha iyi nasıl ifade ederim şeklinde olduğundan aynı şeyleri tekrarlıyordum.

Benim çokça söylediğim bir laf vardır: “İnsan en büyük kendini aldatandır.” Benim durumum da böyle bir şey olabilir ama en azından rahatlamış oldum. Kaç gündür iyice seyrekleşmiş saçlarım ve kocaman olmuş yüzüm kendimden nefret ettirmeye başlamıştı.